thumb image

Gündem

SORUN LİKİDİTE DEĞİL, KREDİBİLİTE

CHP genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Ekonomik kriz ile ilgili değerlendirmelerini basın toplantısı yaparak kamuoyu ile paylaştı. Faik Öztrak’ın açıklamaları ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 Maddelik çözüm önersini paylaşıyoruz.

ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN YANINDAYIZ

İkinci olarak ekonomide yaşananları uzun uzun değerlendirdik, kapsamlı bir biçimde ele aldık. Türk lirasının yabancı paralar karşısında değer kaybı ve buna bağlı olarak ekonomide yaşanan gelişmeler toplumun her kesimini tedirgin ediyor. ABD Başkanının açıklamaları, uygulanan yaptırımlar ve son olarak alüminyum ve demir-çeliğe konan vergileri kabul etmek mümkün değil. Bunların hukuka ve müttefikliğe sığmadığını düşünüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda ülkemizin ve milletimizin yanındayız. İktidarın bu konuda gerekli tepkiyi vermesini ve de ekonomiyi tahkim edecek önlemleri de bir an önce ortaya koymasını bekliyoruz.
Diğer taraftan ABD yönetiminin din ve etnisite bazında ayrıştırıcı, hukuku hiçe sayan dayatmacı politikalarının Atatürkçü ve sosyal demokrat bir parti olarak karşısında olmaya devam edeceğimizi de bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

ETKİNİN BÜYÜK OLMASININ SEBEBİ BORÇ BATAĞI

Bugün artık küresel bir sorun haline gelen Trump yaptırımlarına muhatap başka ülkeler bundan bir etkilenirken biz her nedense yüz etkileniyoruz. Ve sormak lazım ülkeyi Trump karşısında Trump’ın yaptırımları karşısında bu kadar zayıf düşüren nedir? Evet Trump’ın açıklamaları, yaptırımları ülkede spekülatif bir atağa sebep olmuştur. Ama bu atağın bu kadar büyük etki yapmasının asıl sebebi son 16 yılda Türkiye’nin içine düşürüldüğü borç batağıdır. Türkiye özellikle 2007’den sonra uygulanan ekonomiyi sıcak parayla şişirmeye dayanan yanlış ekonomi politikalarıyla dolarkolik hale getirilmiştir. Dış borca bağlı olarak ekonomi şişirilmiştir, bu tablo vatandaşa büyüme olarak sunulmuştur. Bugün 23 milyar dolarlık IMF borcunu ödemekle övünenler göreve geldikleri dönemde 130 milyar dolar olan Türkiye’nin brüt dış borcunu bugün itibariyle nasıl 467 milyar dolara çıkardıklarını açıklamalıdırlar.

BORÇ GELİRİN YARISINI GEÇTİ

Diğer taraftan dövizle borçlarımız her geçen gün arterken dövizle, dolarla ifade ettiğimiz gelirimiz de hızla düşmektedir değerli basın mensupları. 2013 yılında 950 milyar dolar seviyesinde olan milli gelirimiz bu yılın ilk 3 ayı itibariyle 883 milyar dolara gerilemiştir. Bunda Trump etkisi yoktur. Dış borcumuzun gelirimize oranı 2017 yılında yıllar sonra ilk defa yeniden yüzde 50’nin üzerine çıkmıştır, yani gelirimizin yarısını geçmiştir. Bu rakamlar Türk lirasındaki son değer kaybını dikkate alarak yeniden hesaplandığında ise tablo çok daha ürkütücüdür. 2018’in ilk çeyreği itibariyle milli gelirimiz bugünkü kurla hesaplandığında 500 milyar dolara düşmektedir. Borcumuzun gelirimize oranı ise yüzde 90’lara çıkmaktadır. Bu gerçekten çok ciddi bir krizle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır.

ALINAN YANLIŞ KARARLARIN SONUCU

Peki, bu borç nasıl olmuştur? 2009 yılında alınan kararla döviz geliri olmayan şirketlere dövizle borçlanma imkanı sağlanması sonucunda, şirketlerin net döviz borcu 70 milyar dolardan 220 milyar dolara çıkmıştır. Bunun sonucunda Türk lirasının değerindeki her 10 kuruşluk kayıp şirketlere 22 milyar Türk liralık kur farkına mal olmaktadır. Bugüne kadar Türk lirasındaki değer kaybına baktığımızda bunun şirketlerimize faturası 600 milyar Türk lirasına yaklaşmıştır değerli basın mensupları.
Peki bu kararnameyi kim çıkarmıştır? 2013 yılında kamu özel işbirliği kapsamında kapsamı genişletilmiştir. Milyarlarca dolarlık prestij projelerine hazine garantisi verilmek suretiyle bu kapsamda başlatılmıştır. Bunu kim yapmıştır? Şimdi bu borçları ödeme zamanı gelmiştir, cari açığımızda yüksektir. Sadece önümüzdeki bir yılda borcumuzu çevirmek ve cari açığımızı finanse etmek için 240 milyar dolara ihtiyacımız vardır. Bu borcu bulamadığı zaman da Türk lirası kaybedecektir. Ve ülkeyi borca batıran bu politikaların ve buna bağlı olarak Türk lirasındaki değer kaybının faturası da enflasyon ve işsizlik olarak yine fakir fukaraya çıkacaktır.

ÜLKEMİZİN HAYSİYETİNİN AYAKLAR ALTINA ALINMASINA İZİN VERMEYİZ

Kahvelere gidin, pazara gidin, sokakta herhangi bir köşede konuşulanlara kulak kabartın, vatandaşımız bu gelişmeler nedeniyle son derece endişelidir ve çok da mutsuzdur. Tek adam parti devleti rejimine geçeli daha 1,5 ay olmuştur. Ülke çok ciddi bir siyasi ve ekonomik krizin eşiğine gelmiştir. Bu rejimin bize uymadığını, uymayacağını her geçen gün biraz daha açıklıkla göstermektedir. Türkiye’yi sıcak para bağımlısı yapan, hukuk devletinin, kuvvetler ayrılığının, parlamenter demokrasinin bitirilmesine neden olan, ülkemizi dış tehditlere açık hale getiren politikalara hep karşı çıktık. Bu eleştirilerimiz saklıdır. Fakat Türkiye Cumhuriyetinin aşağılanmasına, ülkemizin haysiyetinin ayaklar altına alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimizle omuz omuza bunun karşısında dimdik duracağız.

HEP FARKLI DERLER

Ancak hal böyleyken geminin kaptan köşkünde oturanların da duruma bir çare bulmak yerine biz bir şey yapmadık, suçlu Trump ve ABD diyerek işin içinden sıyrılmasını, 81 milyonun vatan sevgisini istismar ederek milletin desteğini arkalarında tutmaya çalışmasını da anlayamıyoruz, desteklemiyoruz. Bugün Sayın Erdoğan diyor ki, bu defa bu geçmiş krizlerden farklı diyor olan biten. Arkadaşlar, her krizde tüm hükümetler, bugüne kadar dünyanın her yerinde birçok yerinde yaşanan krizlerde tüm hükümetler, hep bu defa farklı demişlerdir. Ama hiç de farklı olmadığını, asıl sebebin zayıflamış ekonomik temeller olduğu her zaman ortaya çıkmıştır sonunda.

EKONOMİ MODELİ TEMENNİ MANZUMESİ

Tek adam işbaşına gelir gelmez ekonominin başına damadını atadı. Bu açıkçası her yerde güven ve liyakatle ilgili soru işaretlerine neden oldu. Sonra ülkenin gerçek sorunlarından bir haber olduklarını gösteren 100 günlük bir eylem planı açıkladılar. Bu eylem planı ekonomideki dengeleri daha da bozacak bir harcama planıydı. Bilahare damadın bir kısmı da bizim partimizin 2015 seçimlerinden önce ortaya koyduğu dört ayaklı ekonomi modelinden alınmış, fakat hukuk devleti, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı vurgularının özenle ayıklandığı yeni ekonomi modelinin de bir temenniler manzumesi olmaktan öteye gitmeyeceği de anlaşılmıştır. Diğer taraftan yeniden yapılanan ekonomi yönetimindeki yetki karmaşasının liyakat sorununun tedbirlerin koordinasyon içinde uygulanmasını engellediği anlaşılıyor. Bir türlü ne zaman neye başlayacaklarına karar vermiyorlar. Bakın arkadaşlar daha hala şu anda çalışan bir tek BDDK ve Merkez Bankası.

SARAYIN CELALLENMESİNİN ASIL NEDENİ BU

Bu gelişmelerden sonra Genel Başkanımızın bu hafta sonu 13 maddelik bir eylem paketi önerisi açıklandı. Buna cevap olarak saray hepimiz aynı gemideyiz diye başladı ama daha sonra, “Ey Kılıçdaroğlu” diye devam etti ve bizi döviz baronlarıyla hareket etmekle suçladı. Saray için bu suçlamayı yapmak dış mihrakların saldırısına karşı bugüne kadar ekonomide gereken önlemleri neden almadığına cevap vermekten, gereken tahkimatı neden yapmadığına cevap vermekten çok daha kolaydı tabi. Bu sorulardan kaçmanın yolu başkalarını suçlamak. Hep bu senaryoyu görüyoruz. Genel Başkanımızın yaklaşımı sarayın bu sorunu dış ve iç mihraklara fatura etme senaryosunu bozdu aslında. Sorunun çok daha derinde olduğunu, iktidara olan güvenin bittiğini gösteriyordu bu öneriler. Sarayın celallenmesinin asıl nedeni de buydu.

YEMEĞİ YİYİP HESABI ÖDEMEDEN KALKAMAZSINIZ

Artık rejim tek adam parti devleti rejimidir. Bundan sonra atılan ya da atılmayan adımların tek sorumlusu saray ve çevresidir. Yemeği yiyip hesabı ödemeden kalkamazsınız. Yetkiyi kullanan sorumluluğu da üstlenecektir. Bu niteliği düşük politik söylemlere artık milletin karnı da toktur. Mutfaklar yangın yeridir, çalışanların yarın ne olacağım endişesi en üst seviyededir. İş dünyası döviz borçlarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünmektedir.

DÖVİZ BARONU KİMDİR?

Evet aynı gemideyiz, ama kaptan köşkünde dümenin başında oturanlar küreklerini millete çektirdikleri gemiyi kayalıklara doğru sürmektedirler. Döviz baronlarıyla işbirliği yapmakla, vatana ihanetle önlem önerenleri suçlamaktadırlar. Bizim de bu izansız suçlamalara cevap vermemiz farz olmuştur. Türkiye’de döviz cinsinden kamu özel işbirliği ihaleleri yapıp, köprülerde, otoyollarda geçiş ücretlerini ve garantileri döviz cinsinden tespit edenler esas döviz baronlarıdır. Vergi cennetlerinde 1 sterline şirket kurup milyonlarca dolarlık işleri çevirip vergi ödemeyenler döviz baronlarıdır. Evdeki kasada, ayakkabı kutularında tuttukları milyonlarca doları eritmeye, sıfırlamaya çalışırken dinlemeye takılanlar döviz baronlarıdır. Kamu kuruluşlarının sattıkları malların bedellerini dövizle tahsil ettirenler döviz baronlarıdır. Herkese dövizini sorgusuz sualsiz aklama imkanını verip, ülkeyi dünyanın en büyük para aklama makinası haline getirenler döviz baronlarıdır.

2007’DEN SONRAKİ YANLIŞLARIN FATURASI

Türkiye bugün ekonomide özellikle 2007’den sonra yaptığı yanlışların faturasını ödemektedir. ABD’nin tehditleri kabul edilemez. Müttefiklikle, hukukla bağdaşmaz. Peki ABD’ye Türkiye’yi tehdit etme cüretini veren, ekonomimizi bu tehditlere karşı bu kadar açık hale getiren kimdir? Emperyalizme karşı tarihin gördüğü en onurlu mücadelelerden birini vererek kurulan Türkiye Cumhuriyetini paradigmalar değişti deyip borca batıranlar değil midir? Küresel sermayenin ürkekleştiği bir dönemde hukukun üstünlüğüne, demokrasiye darbe vuranlar değil midir? Bu sorular yeri geldiğinde mutlaka sorulacaktır.

POLİSİYE ÖNLEMLER SORUNU BÜYÜTÜR

Geldiğimiz noktada yapılanlar yetmeyince önce bir Erdoğan klasiği olan yastık altındaki dövizleri bozdurun söylemi devreye sokuldu. Son olarak da dün Erdoğan bankalardan döviz almak isteyen şirketleri B ve C planlarıyla tehdit etti. Arkadaşlar tehdit ettik, etmedik şimdi böyle deniyor. Açık konuşacaksınız. Bu dönemlerde bu tür konjonktürlerde açık konuşmak, çok net olmak çok önemlidir. İnsanların kafasında soru işareti yaratacak söylemlerde bulunmayacaksınız. Bu yastık altı döviz ve tehdit yaklaşımı bir de üstüne üstlük alınan polisiye önlemler, şu anda baksanıza hakimler, savcılar, MASAK, şu, bu herkes devrede, sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz.

SORUN LİKİDİTE DEĞİL, KREDİBİLİTE

Ben geçmişte birçok kriz yaşadım bürokrat olarak. En sonuncusunu da krizden çıkışı yönettim. Ben açık söyleyeyim, polisiye önlemlerle, emir komutayla bu kriz çözülmez. Şimdi artık söylem zamanı değildir. Bir an önce güveni arttıracak eylemleri gerçekleştirme zamanıdır. Kaybedecek bir dakika dahi yoktur. Dün akşamdan bu yana açıklanan tedbirler Merkez Bankası ve BDDK’nın uyguladığı likidite ihtiyacını bastırmaya dönüktür, açıkçası etkileri çok uzun süre devam etmez. Onun için bugün devletin diğer kesimlerinin Türkiye’nin ihtiyacı olan bir takım tedbirleri geliştirmeye ve uygulamaya koymaya başlaması gerekir. Sayın Genel Başkanımızın açıkladığı 13 maddelik paketin kararlılıkla hayata geçirilmesi bu konuda önemli bir işlev görecektir.
Bugün sorunumuz likidite değildir. Bugün sorunumuz kredibilitedir.

EKONOMİYLE İLGİLİ ÖZEL MASA KURDUK

Kimsenin karşısında eğilmeyeceğiz, eğilmemeliyiz. Şu an önemli olan derhal icraata geçmektir. İlaç kimine acı gelebilir, ameliyat kimine göre sancılı olabilir ama bunu geciktirmek işleri her gün biraz daha kötüleştirecek, verilmesi gereken ilacın etkilerini her gün biraz daha ağırlaştıracaktır.
MYK toplantımız sırasında ekonomideki sorunlara çözüm üretebilmek, bu konuda bir takım stratejileri geliştirebilmek, yardımcı olabilmek için bir masa kurduk. Bu masada hem Merkez Yönetim Kurulunda ekonomiyle ilgili arkadaşlarımız olacaktır, hem de milletvekili arkadaşlarımız olacaktır. Ayrıca yine her ilden bir İl Başkan Yardımcısı arkadaşımız illerdeki ekonomiyle ilgili sorunları takip edecekler, işsizlik, borçları ödeyememe, yoksulluk, iflaslar bu sorunları takip edip masamıza bildirecekler, biz de bu konularla ilgili tedbirleri gerekli yerlere önereceğiz.

TBMM BAŞKANI MECLİS’İ TOPLANTIYA ÇAĞIRMALI

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde bile savaşı meclisten yönetmiştir. Madem ekonomik savaş diyorsunuz bu işin altından tek adam olarak kalkamazsınız. Meclis derhal TBMM Başkanı tarafından toplantıya çağrılmalı, ortak akıl harekete geçirilmelidir.

KEMAL KILIÇTAROĞLU’NDAN 13 MADDELİK ÖNERİ PAKETİ

Birinci madde: Devlette liyakat yoksa devlette çürüme vardır. Yapılması gereken en önemli işlerden birisi devlette liyakat sisteminin yeniden inşa edilmesidir.

İkinci madde hukukun üstünlüğü ve güvenliğidir. Milletvekillerinin öğrencilerin hapiste olduğu bir ülkede ‘yabancılar gelsin yatırım yapsın’ diye beklerseniz hayal ortamında yaşarsınız.

Üçüncü madde Merkez Bankası’nın bağımsızlığıdır. Bugün merkez Bankalarıyla ilgilenen dünyadaki bütün çevreler Türkiye’deki Merkez Bankası’nın bağımsız olmadığına inanıyorlar. Siyasi otarite yüzünden bağımsız karar alamıyor. Eğer bu güvenceyi verirseniz farklı bir merkez bankası profili ortaya çıkar.

Dördüncü madde sıcak para yönetimi. Akılcı bir sıcak para yönetimine geçmek gerekiyor.  Dolar kurundaki her on kuruşluk artışın bize maliyeti 22 milyar lira. Yılbaşından bu yana dolar kurunun yükseliş maliyeti 580 milyar lira.

Beşinci madde: Dolar esas alınarak ihaleler yapılıyor yani dolar baş tacı ediliyor bu politikadan vazgeçilmeli. Dolar esas alınarak süratle TL’ye dönüştürülmeli eğer TL’ye güveniyorsanız ‘TL bizim paramız’ diyorsanız süratle ihaleleri Türk Lirasına dönüştürün. Dolara endeksli geçiş ücretleri var. Bunların da tamamen TL’ye dönüştürülmesi gerekiyor.

Altıncı madde: kamu ihale yasasının mutlaka değişmesi gerekiyor. Yolsuzluğun temel kaynağı budur.  16 yılda tam 186 kez ihale mevzuatı değişti

Yedinci madde: Hepimiz vergi ödüyoruz çocuk doğduğu andan itibaren vergi ödüyor. Vergilerin nereye ödendiğini denetleyen Sayıştay uluslararası standartlarına dönmeli. Sayıştay’ın şuanda denetim yapacağı alanlar kısıtlı eli kolu bağlı durumda.

Sekizinci madde: Bütçe dışı uygulamalar. Kim bütçenin dışında fonlar oluşturdu? TOKİ ve benzeri yapıların hepsinin kaldırılması lazım. Bütçe disiplinin bu bağlamda sağlanması lazım.

Dokuzuncu madde: Dış politika bugün izlenen politkanın 180 derece değişmesi lazım. Dış politikada hamaset söylemlerine, dost söylemlerine yer yoktur. Her ülke kendi çıkarları için söylem oluşturur. Güçlü bir ekonomi oluşturamazsanız başka ülkelerin sömürdüğü ülkeler haline geşirsiniz Türkiye’nin bugün geldiği nokta bu. Trump bir tweet atıyor, Türkiye’de dolar yükseliyor. Neden böyle oluyor? Güçlü bir ekonomi olmadığı için. Trump’ın attığı her tweet Türk halkının onurunu zedeliyor. Asla kabul etmiyoruz. Bu konuda Türkiye’de bir görüş birliğinin sağlanması çok önemli. Eğer iç politikayı, dış politikanın malzemesi haline getirseniz güçlü kalamazsınız.

Onuncu madde: Kontrolsüz borçlanma. Bunun için bir anayasal kural getirmek gerekiyor. Herkes gönlünce borçlanamaz. Çocuklarımızı, torunlarımızı borç altında bırakamayız. Bunun limitleri ve kuralları olması lazım. TBMM’ye hesabı verilmeli. Bu borçları kim ödeyecek? Bu borcu 80 milyon ödeyecekse hepimizin soru sorma hakkmız var.

On birinci madde: Fakirin, fukaranın sırtına yıkılan bir vergi politikası var. Türkiye’nin bunu düzeltmesi lazım. Vergi cennetlerinde dolarları olanlar var. Bu dolarları olanlar Türkiyeye getirdiğinde vergi ödemiyorlar. Fakir ekmek alırken su içerken vergi ödüyor. Milyarlarca dolarla uğraşanlar vergi ödemiyor. Bunu engellemek için 2006 yılında parlamento üstüne düşeni yapmış. ‘Dolarlar ülkeye gelirse yüzde 30 vergi alacağım’ demiş. Bu kararname 2006 yılından beri çıkmıyor. Biz bu kararnamenin süratle çıkmasını istiyoruz. O vergi cennetleri nereler herkes biliyor.

On ikinci madde: Üretimi önceleyen politikaya ihtiyacımız var. Bir ülke üretirse güçlü olur.

On üçüncü madde: israf ekonomimizi hepiniz görüyorsunuz. Lüks arabalardan geçilmiyor. Tasarruf yapacağız diyorsanız kamudaki araba saltanatına son verin. Kiralık binalarda oturuyorlar.

 

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu