thumb image

Gündem

EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİNDEN KORONAVİRÜS DEĞERLENDİRMELERİ

DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu

Yeni Koronavirüs Hastalığı’nın (COVID-19) ülkemizde bir salgına dönüşme ihtimaline karşı hükümet tarafından yeni önlemler açıklanmıştır.

İşçi sınıfının bu salgından korunması, ağır mağduriyetler yaşamaması ve halk sağlığı için alınması gereken ek tedbirler vardır. Başta Sağlık Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere sorumluluğu olan tüm kurumları, işçilerin ve halk sağlığının korunması için alınması zorunlu olan aşağıdaki önlemleri ivedilikle almaya çağırıyoruz.

  1. Okulların ve kreşlerin tatili süresince çalışan anne babalardan birine ücretli korona izni verilmelidir. Ücretli izin kararı gecikmeden alınmalıdır.
  2. Hijyen ve ısınma bu virüsten korunmanın şartlarındandır. Her eve belli bir miktar içme suyu ve doğalgaz parasız olarak sağlanmalı, geçmiş borçlar nedeniyle su ve doğalgaz kesintileri yapılmamalı ve kesilmiş olanlar derhal açılmalıdır.
  3. Korona virüsü özellikle yaşlı nüfus için hayati bir tehlike yaratmaktadır. Bu yaş grubunun daha iyi beslenerek korunabilmesi için, emekli maaşlarına belirli bir süre ek korona desteği verilmeli, emekli maaşları bu süre zarfında 3 bin liranın altında olmamalıdır.
  4. 65 yaş üstü yaşlılık aylığı alan kişilere de ek korona desteği ödenmelidir.
  5. Genel olarak çalışma yaşamında konuya dair alınması gereken önlemlerle ilgili olarak işçi, işveren ve hükümet tarafının bir araya geldiği EKONOMİK SOSYAL KONSEY acilen toplanmalıdır. (18.03.2020)

 

KESK Yürütme Kurulu

Koronavirüse Karşı Alınan Önlemlerin Kapsamının Genişletilmesi İçin Çağrımızdır!

Çin, İran ve İtalya başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde ölümler yaşanmasına yol açan, dalga dalga dünyanın pek çok ülkesine yayılmış olan koronavirüs ne yazık ki ülkemize de sıçramıştır. Sağlık Bakanı üç gün önce bir vatandaşımızın virüse yakalandığını resmi olarak açıklamıştır. Yine Sağlık Bakanı tarafından dün arka arkaya yapılan açıklamalara göre ise Türkiye’de koronavirüs tespit edilen vaka sayısı 5’e yükselmiştir.

Dün Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı tarafından açıklanan ek tedbirlerle birlikte bugüne kadar Koronavirüs tehdidine karşı alınan önlemler halkımızın sağlığının güvence altına alınması açısından önemli adımlardır. Her şeyden önce iktidarın ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere bakanlıkların virüs ülkemize girmeden önce kreşlerin kapatılması, okulların tatil edilmesi, koronavirüs testi yapılan hastanelerin sayısının artırılması gibi tedbirlerin alınmasını küçümseyen tutumlarına son vermesi, sürece daha ciddiyetle yaklaşarak ölümcül virüse karşı alınan tedbirleri artırması umut vericidir.

Öte yandan bir iki gün içersinde ülkemizdeki vaka sayısının beşe yükselmesi ölümcül virüse karşı alınan tedbirlerin kapsamının daha da genişletilerek sürdürülmesi gerektiğini, aksi durumun tehdidinin boyutlanması ihtimalini artıracağını göstermektedir.

 Bu nedenle koronavirüsün ülkemize girişi ile birlikte büyüyen tehdidin kontrol altına alınabilmesi için; halkın sağlığını ve güvenliğini korumakla görevli iktidarın ve bakanlıkların konunun uzmanları ve sağlık örgütleri ile el ele vererek alınan tedbirlerin kapsamını genişletmesinin, süreci daha şeffaf bir şekilde yürütmesinin, kamuoyunu doğru bilgilendirilmesinin çok daha önemli hale geldiğinin altını kalın çizgilerle çizmekte fayda görüyoruz.

Bilindiği üzere Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu, sağlık örgütleri ve konun uzmanları koronavirüse karşı alınacak temel önlemlerin, kişisel temizlik, hijyen, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için düzenli ve dengeli beslenme olduğu konusunda ortaklaşmaktadır. Bu noktada düzenli ve dengeli beslenmenin yani bağışıklık dostu besinler tüketmenin temizlik ve hijyen kadar anahtar rol oynadığı görülmektedir.

Ancak ne yazık ki açlık sınırının 2 bin beş yüz TL’ye dayandığı günümüz koşullarında başta dar gelirliler, asgari ücretliler, emekliler, işçilerin ve kamu emekçilerinin önemli bir bölümünü de içeren milyonlarca insanımız sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmek için gerekli gelirden mahrumdur.

Rekor üstüne rekor kıran gıda enflasyonu, peş peşe gelen zamlarla artan hayat pahalılığı halkın sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmesinin önündeki en önemli engel olmaya devam etmektedir. Milyonlarca insanımız kırmızı et, balık, hindi, yumurta, bal, süt ürünleri,  taze meyve ve sebze gibi sağlıklı ve dengeli beslenmede önemli rolü olan ürünlere yönelik harcamalarını en asgari seviyeye çekmiş bulunmaktadır.

Bu nedenle koronavirüsün tehdit ettiği en önemli risk grupları sadece kronik hastalıkları-rahatsızlıkları olanlardan, belirli yaşın üzerinde olanlardan ibaret değildir. En dezavantajlı gruplara sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmekten uzak açlık sınırı altında bir yaşama itilen milyonlarca dar gelirli, asgari ücretli, emekli, işçi ve kamu emekçisi de girmektedir.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi kimi açgözlülerin koronavirüs tehdidini halkın cebine, emekçilerin işine göz koymanın fırsatına çevirmesi yaşanan sorunları daha da artırmıştır.

Virüsten korunmak için kullanılması gereken sabun, kolonya, maske, dezenfekte edici maddelerin yanı sıra özellikle bakliyat ürünlerinin fiyatlarında anormal derecede artışlar yapılmış, bazı malzemeler kara borsada el altından satılır hale gelmiştir.

Yine özel sektörde pek çok işverenin işçilere yönelik ücretsiz izin dayatmaları, tazminatsız işten çıkarma tehditleri artmış bulunmaktadır. Virüs tehdidine yönelik önlemler kapsamında kreşlerin kapatılması üzerine buralardaki sözleşmeli çalışanların işlerine son verilmesi gibi emek karşıtı uygulamalarda da artış yaşandığı görülmektedir.

Yaşanan bu gelişmeler karşısında koronavirüs tehdidine karşı alınacak önemlerin kapsamının genişletilmesine ilişkin temel önerilerimizi sıralayacak olursak:

Öncelikle Tüm Riskli-Dezavantajlı Kesimleri Önlemlerin Kapsamı Genişletilmelidir.

Bu kapsamda;

  • Temel tüketim maddelerine, özellikle gıda ürünlerine yapılan zamlar geri çekilmelidir.
  • Virüsten koruyucu ürün ve malzemelerin (maske, kolonya, sıvı sabun vb) başta dar gelirliler olmak üzere halka ücretsiz dağıtımı yapılmalıdır.
  • Koronavirüs tehdidini ceplerini doldurmanın, emekçilerin haklarını budamanın fırsatı haline getirenlere göz yumulmamalı, denetimler artırılmalıdır. Halkın sağlığı ile oynayanlara ve emek düşmanlarına en ağır cezalar verilmelidir.
  • Dar gelirlilerin, asgari ücretlilerin, emekliklerin, işçilerin, kamu emekçilerinin gelirleri insanca yaşamlarına yetecek bir seviyeye çekilmelidir.
  • Virüsten korunmak için önelcikle temizlik, hijyen ve ısınma koşullarının yerine getirilmesi gerektiği bilinmektedir. Bu nedenle tehlike ortadan kaldırılıncaya kadar tüm dar gelirli kesimlerin su, elektrik, doğalgaz ihtiyacı devlet tarafından karşılanmalıdır.
Yurttaşların Toplu Bulunduğu Yerlerdeki Önlemler Artırılmalıdır.
  • Halkın, yurttaşların toplu bulunduğu yerlerde-mekânlarda, (AVM’ler, ulaşım araçları, terminaller, garlar, ulaşım vasıtalarının mola verdiği tesisler, ibadethaneler, adliyeler vb.) derhal yoğunluğu azaltıcı önemler alınmalıdır. Söz konusu yerlerde- mekânlarda hijyenin sağlanması başta olmak üzere virüsten koruyucu önlemler vakit kaybetmeksizin artırılmalıdır.
  • Söz konusu yerlerde çalışanlara yönelik olarak herhangi bir hak kaybına yol açmaksızın yarı zamanlı çalışma, vardiyalı çalışma gibi, ücretli izin gibi uygulamalar hayata geçirilmelidir.
  • Özellikle yaşlı vatandaşlarımızın, emeklilerimizin elektrik, su, doğalgaz, telefon faturalarının ödemelerini, maaş çekme ve para gönderme işlemelerini PTT’lere ve Bankalara giderek yaptığı bilinmektedir. Söz konusu vatandaşlarımızın en önemli risk grubunda olduğu gözetilerek durum normalleşinceye kadar fatura ödenmeleri ertelenmelidir.
Kamusal Hizmetlerin Etkin Verilmesine ve Kamu Emekçilerini Korumaya Yönelik Önlemler Artırılmalıdır.

Çalışanların toplu olarak bulunduğu tüm işyerleri gibi halka kamu hizmetlerinin verildiği işyerlerinde de alınan önlemlerin kapsamı genişletilmelidir.

Bu kapsamda öncelikle;

  • Sağlık emekçilerinin virüsten korunmasına yönelik önemler artırılmalı,  sağlık emekçilerinin eldiven ve maske gibi en çok ihtiyaç duyduğu eşyalara ulaşımı konusundaki sıkıntılar derhal ortadan kaldırılmalıdır.
  • Başta hastaneler ve sağlık kurumları olmak üzere tüm kamu kurumlarında hem vatandaşları hem de kamu personelinin korunması için acilen hijyenin sağlanmasına yönelik önemler alınarak kalıcı hale getirilmelidir. Hijyene yönelik tüm malzemeler kamu kurum ve kuruşları tarafından temin edilmelidir.

Bilindiği üzere alınan tedbirler kapsamında okul öncesi eğitim kurumları  (kreşler) ve okullar tatil edilmiştir. Buna karşın yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, dün akşam saatlerinde Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı tarafından açıklanan ilave tedbirler kapsamında sadece okul öncesi ve ilköğretimde çocuğu bulunan kadın kamu personelinin yıllık izin taleplerinin karşılanmasına yer verilmiştir. Ayrıca bunlardan yıllık izin hakkı bulunmayanlara ise mazeret izinlerinin kullandırılacağı düzenlenmiştir.

Oysa hayatın olağan akşının dışında, olağanüstü bir durum yaşandığı ortadadır.  Bu durumda verilecek izinlerin yıllık izinden sayılması, yıllık izinden düşülmesi, yılık izni olmayanlara ise mazeret izni kullandırılması ayrıca izinlerin sadece okul öncesi ve ilköğretimde çocuğu bulunan kadın kamu personeli ile sınırlandırılması önemli bir eksikliktir.  Nitekim kimi belediyelerin kreşte ilköğretimde çocuğu bulunan çalışanlarına kadın, erkek ayrımı yapmadan idari izin hakkı tanıdığı da kamuoyuna yansımıştır.

Söz konusu eksikliğin tüm kamuda giderilmesi için eşi ister kamuda ister özel sektörde çalışsın erkek-kadın ayrımı yapılmadan tüm kamu personelini kapsayan, dönüşümlü ücretli ebeveyn izni, herhangi bir hak kaybı yaşanmaksızın, hızlı bir şekilde hayata geçirilmelidir.

Vakaların Yaşandığı İl Ya Da İller Biran Önce Açıklanmalıdır.

Süreci şeffaflıkla yürüteceğini açıklayan Sağlık Bakanlığı’nın virüs testi pozitif çıkan kişilerin adını açıklamaması elbette ki kişisel güvenlik ve hasta hakları açısından anlaşılabilir bir durumdur. Ancak vakaların yaşandığı ilin ya da illerin açıklanmamasını anlamak mümkün değildir.

İktidarın,  Sağlık Bakanlığı’nın ‘halk paniğe kapılır’ gerekçesi ile vakaların yaşandığı il ya da illeri açıklamadığı düşünülebilir. Oysa bu durumda tüm ülkenin paniğe kapılma ihtimalinin daha fazla artırıldığı görülmelidir. Nitekim şu ana kadar Dünyada virüsün görüldüğü tüm ülkelerin hükümetleri vakaların yaşandığı şehirleri, bölgeleri açıklamıştır. Söz konusu bölgeleri çevreleme, izole etme, kontrol altına alma gibi özel önemler aldığı bilinmektedir. Dolayısıyla ülkemizde de vakaların yaşandığı il ya da iller bir an önce açıklanmalı ve buralardaki koruyucu önlemleri artırmalıdır.

Koronavirüs Testi Yapabilen Hastanelerin Sayısı Ülke Genelinde Hızla Artırılmalıdır

Ne yazık ki tehlike kapımıza dayanıncaya kadar uzunca bir süre sadece Ankara’da Kovid-19 testi yapılabilmiştir.  Testin yapılabilineceği illere, ilk vakanın görüldüğü günden itibaren İstanbul, Erzurum, Antalya, Bursa, İzmir, Kayseri, Malatya, Adana gibi iller eklenmiştir. Bütün vatandaşlarımızın virüs tehdidine karşı korunması için söz konusu testin tüm ülkede yapılabileceği hastanelerin sayısı hızlı bir şekilde artırılmalıdır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur. (14.03.2020)

 

Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı

Sevgili yurttaşlarım, bütün dünya ciddi bir sorunla karşı karşıya. Biz de aynı sorunla karşı karşıyayız. Yapmamız gereken ilk şey Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun önerilerine hepimizin dikkat etmesi. Vatandaş olarak ben dikkat edeceğim, sizler dikkat edeceksiniz. Hayatın akışı içinde hepimiz dikkat etmek zorundayız. Bilimin ve aklın ışığında bu sorunu aşabiliriz.
Değerli yurttaşlarım, yürütme organına da ciddi görevler düşmektedir. Onlar da bazı önlemler alacaklardır. Ben bugün sizlere ekonomik olarak ciddi sorunlarla karşılaşacağız, hangi sorunları nasıl çözeriz, hangi önlemleri alabiliriz bunu kısaca sizlere ifade etmeye çalışacağım.
Devlet aklı dediğimiz, ortak akıl dediğimiz bir kural vardır, yani sorunu yaşayanlarla sorunu çözecek olanların bir araya gelmesi ve oturup konuşmaları.
Bunun yolu; bir anayasal kurumumuz var Ekonomik ve Sosyal Konsey, Ekonomik ve Sosyal Konseyin acilen toplanması lazım. Sorunu yaşayan muhataplar yani sanayiciler, yani esnaf, yani çiftçiler, yani serbest meslek erbabı, yani Türk Tabipler Birliği, yani doktorlar, sağlık çalışanları bütün bunlar bir araya gelmeli. Yürütme organıyla bir araya gelmeli, yaşanan sorunlar bir şekliyle aktarılmalı ve ona uygun da çözümler yürütme organı tarafından oluşturulmalı. 
Yapılması gereken bir diğer önemli konu ise sicil affının süratle parlamentodan çıkarılmasıdır. Bugün sağlık sorunu yaşıyoruz, dünya bu sorunu yaşıyor ama sonuçta küçük işletmeler, orta boy işletmeler, sanayiciler bir şekliyle yaşadıkları sorunu aşmak için bankalardan kredi çekeceklerdir. Ama sicil affı çıkarılmadığı takdirde pek çok KOBİ’nin, esnafın bankadan kredi çekme şansı yok. O nedenle bir an önce; gerekirse 3 günde, gerekirse 5 günde, gerekirse bir haftada süratle bir sicil affının çıkması lazım. Sicil affının çıkması, sorunu yaşayanların sorunu aşmak için bankalara başvurduklarında kredi almalarına olanak sağlayacaktır.
Rahmetli Ecevit’in Başbakanlığı döneminde işsizlik sigortası fonu oluşturuldu. Bu fonun varlık nedeni aslında işçilerin işsiz kaldıklarında onlara güvence sağlamasıdır. Bu süreç pek çok kişinin işsiz kalmasına yol açabilir. İşverenler bazen sağlık nedeniyle işçileri zorunlu olarak izne çıkarabiliyorlar. Bazen bu ücretsiz izin de olabiliyor. Ama bunların sağlık sigortalarının, sosyal güvenlik sigortalarının bir şekliyle yatması lazım. İşsizlik sigortası kara gün için var. Dolayısıyla işsizlik sigortası fonunun bu çerçevede kullanılması lazım. Bu hem işçiler için, hem işveren için önemli bir avantaj sağlayacaktır. Bugün parlamentoda işsizlik sigortası fonunun en azından belli bir bölümünün kredi garanti fonuna aktarılmasıyla ilgili bir düzenleme var. Bu düzenleme de yanlıştır ve bu düzenleme henüz yasalaşmadı. Bizim en büyük arzumuz bu düzenlemeden süratle vazgeçilmesi ve kanun teklifinin parlamentodan çekilmesidir. 
Yaşanan büyük sağlık krizinin aşılması için her şeyden önce paraya ihtiyaç var. Paranın olduğu yerde bu sorun daha rahat çözülür. Peki parayı kimden alacağız, parayı nasıl alacağız, tasarrufu nereden yapacağız? Malum Merkez Bankasının yedek akçeleri vardı, aslında bugün için kullanılması gerekirken o yedek akçeler daha önce başka yerler için kullanıldı. Bugün yapılması gereken şudur; kamu özel işbirliğiyle yapılan ve garanti verilen ödemeler bir yıl için, sadece bir yıl için ödenmesin ertelensin. Bir yıl için ertelenirse kamu ciddi bir gelir kaynağına kavuşmuş olacak. Bu da bizim önerilerimizden birisidir.
Fedakarlık mı? Fedakarlığı devletten en büyük geliri elde eden kesimlerin yapması lazım. Memurun, işçinin, emeklinin, işsizin fedakarlık yapacak hali kalmadı. Bu süreçte merkezi hükümete görev düşüyor elbette belediyelere de görev düşüyor. Belediyelerin önemli gelir kaynaklarından birisi de İller Bankasından elde ettikleri gelirlerdir. İller bankası bu parayı gönderirken zaman zaman kesintiler yapar. Bu süreçte İller Bankasının belediyelere para gönderirken hiçbir kesinti yapmaması lazım. Böylece belediyede kaynak sıkıntısı çekmeden sorunu çözmek için elinden gelen bütün çabayı göstersin. Biz kendi belediyelerimize talimat verdik, kimsenin elektriğini, suyunu ve doğalgazını kesmeyeceksiniz.
Milli Eğitim Bakanlığında çalışan ücretli öğretmenler var. Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan ücretli öğretmenler var. Bunların sayısı yaklaşık 190 bin kişi. Yani 190 bin kişi okullar tatil olduğu için Milli Eğitim Bakanlığının kararıyla derslere giremiyorlar, derslere giremedikleri için de ücret alamıyorlar. Bizim süratle parlamentoda 190 bin öğretmenimizin sorununu da çözmemiz lazım. İvedilikle bir kanun teklifi gelmeli, parlamentodan geçmeli, 190 bin kişi derslere giremediği için ücret alamayacak, bunların hakkı bir şekliyle teslim edilmeli.
Değerli vatandaşlarım, sosyal devlet diyoruz yani fakirin fukaranın yanında olan devlet diyoruz. Okullar tatil oldu. Yoksul ailelerin çocukları öğle yemeklerini okulda yiyorlardı. Yani devletin desteğiyle yapılıyordu bu. Okullar tatil edildi ve bu çocuklar şu anda evlerindeler. Biz hiç kimsenin yoksulluğunu teşhir etmeden yoksulluk sorununu çözmeliyiz. Defalarca söyledik aile sigortasıyla bu sorun çözülür. Aile sigortasıyla devlet fakirin, fukaranın yanında olur. Aile sigortasıyla kişinin yoksulluğu teşhir edilmez. Aile sigortasıyla sağ elin verdiğini sol el görmez. O nedenle biz özellikle istirham ediyoruz, bu sorunu aşmak için aile sigortasını hiç beklemeden parlamentoya getirsinler. Yürütme organı getirsin, AK Parti getirsin, koşulsuz destek vereceğiz. 
Alacağımız önlemlerden birisi de Turizm Tanıtma Fonu ve Konaklama Vergisinin kaldırılmasıdır. Her ne kadar bir yıl süreyle ertelendiyse de turizmciler bu iki mali yükün kaldırılmasını istiyorlar ve haklılar.
Koronavirüsün bütün dünyayı etkilediğini hepimiz biliyoruz. Uluslararası finans kuruluşları bu konuda kaynak ayırdılar. Bu kaynağı değişik ülkelere tahsis edecekler. Türkiye’nin de bu kaynaktan yararlanması için ivedilikle girişimlerde bulunması önemlidir.
Sorun hepimizin ortak sorunu. Sorun bir insanlık sorunu, sorun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geleceği sorunu. Beraber, hep beraber bu sorunu aşmak için ne gerekiyorsa, hangi çaba gerekiyorsa biz her türlü özveride bulunmaya hazırız. Çünkü biz ülkemizi seviyoruz, insanımızı seviyoruz. Çocuklarımızın sağlıklı bir ortamda yetişmelerini ve büyümelerini istiyoruz.
O nedenle bütün vatandaşlarıma yeniden çağrıda bulunuyorum; Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun aldığı bütün kararlara koşulsuz hepimiz uyalım. Hep birlikte bu sorunu aklın ve bilimin ışığında aşmaya çalışıyoruz ve aşacağız. Merak etmeyin biz sizin yanınızdayız. (17.03.2020)

 

 

Sancar: İnsanlığımızı kurtaracak olan şey dayanışmadır

Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar, Korona (Covid 19) salgınının basın emekçilerini riske atmaması için dün (16 Mart) yapacağı basın toplantısını iptal etti. Sancar, gündeme ilişkin değerlendirmelerini Basın Komisyonumuz tarafından hazırlanan video aracılığı ile iletti. Basın emekçilerinin yazılı olarak ilettiği soruları da yanıtlayan Sancar, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Sevgili Kardeşlerim,

Konumuz belli; Korona Virüsü. Bu mesele günlerdir, haftalardır bizde de, bütün dünyada da tartışılıyor. Biz de dün bu konuyla ilgili görüşlerimizi sizlere aktarmak için bir basın toplantısı düzenlemeyi planlamıştık ama basın emekçilerini riske atmamak için toplantıyı iptal ettik. Sizlere buradan seslenmeyi daha uygun gördük.

Şimdi kavga değil ortak yanlarımızı öne çıkarma zamanı

Tehlikenin ne kadar büyük olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Herkes tehdit altında yani bütün insanlık tehdit altında. Tam da böyle zamanlarda siyasetteki kavgacı dilin ne kadar yalan olduğunu daha iyi görüyoruz. Siyasetin amacı halka hizmet olmalı, insanlığa hizmet olmalıdır. Şimdi kavga zamanı değil ortak yanlarımızı öne çıkarma zamanı. Bu büyük tehditle hep birlikte nasıl baş edeceğimizi düşünme zamanı. Bunun için de hızla hareket etme mecburiyetimiz var, elimizden geleni yapma görevimiz var.

Merkezi Kriz Koordinasyonu oluşturduk

Parti olarak bir şeyler yapmak için çalışıyoruz günlerdir. Bir Merkezi Kriz Koordinasyonu oluşturduk. Koordinasyonumuz bu alanda çalışan diğer kuruluşlarla sürekli istişare halindedir. Mesela TTB ve SES ile sürekli iletişim halindedir. Amacımız doğru bilgilere ulaşmak ve halkımızı doğru bir şekilde aydınlatmaktır.

Evlere kapanmamız birbirimizden kopmamız anlamına gelmemeli

Bu salgına karşı en çok önerilen tedbir toplu yerlerde bulunmamaktır. Hatta evlerden çıkmamamız da öneriliyor. Tabii ki bunlar ciddi öneriler ve bu tedbirlere de mutlaka uymamız lazım. Fakat evlere kapanmamız, yalnızlaşmamız ve birbirimizden kopmamız anlamına gelmemelidir. Tam tersine birbirimizle bağımızı ve iletişimimizi sürdürebilirsek ancak bu tehlikeyi atlatabiliriz.

Hepimiz insanlık ailesinin mensuplarıyız, birbirimize daha çok bağlanmalıyız

Hepimiz büyük bir ailenin mensupları olduğumuzu şimdi daha iyi görebiliriz. İnsanlık ailesinin mensuplarıyız. Birbirimize ihtiyacımız var. Birbirimizden koparak değil birbirimize daha çok bağlanarak bu tehlikenin üstesinden geliriz.

Birbirimizle bağımızı sürdürmemiz için çeşitli yollar yaratabiliriz. Teknoloji bize bu konuda yeterince imkan sunuyor. Eğer bunları doğru bir şekilde kullanırsak birlikte hareket etmeyi ve birbirimize ulaşmayı sağlayabiliriz.

Gençlerin özel çalışma yürütmesi gerekiyor

Mahallelerdeki ihtiyaç sahiplerine bilhassa yaşlılara ve hastalara ulaşmak için gençlerimizin özel bir çalışma yürütmesi gerekiyor. Gençlik birimlerimiz bu konuda hızla hazırlıklar yapıyor ve çalışmalar yürütüyor. Fakat çalışmaları sadece bizim partinin gençleriyle sınırlı tutmanın doğru olmadığını biliyoruz. Yeterli olmadığını da biliyoruz. O nedenle bütün gençlere çağrı yapıyoruz: Kendi aranızda dayanışma ağları, haberleşme kanalları oluşturun. Bu kanallar üzerinden ihtiyaç sahiplerine zayıflara nasıl ulaşabileceğinizi tartışınız. Bu konuda bize ne düşerse yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Yaşlılar, hastalar, yalnız yaşayanlar, evsizler, göçmenler, sığınmacılar özel risk gruplarını oluşturuyorlar. Yoksulluk başı başına bir risktir zaten. Çünkü bu hastalık bağışıklık sistemi zayıf insanlara büyük bir zarar verebiliyor. O nedenle risk gruplarına nasıl yardım edebileceğimizi hep birlikte tartışmalıyız, hep birlikte yöntemler geliştirmeliyiz.

Hükümet özel sorumluluk altında 

Bu büyük tehlike ile mücadelede hükümetler özel bir sorumluluk altındadır. Çünkü kamu kaynaklarını ve kamu gücünü hükümetler kullanıyor. O nedenle dünyanın her yerinde hükümetlere özel çağrılar yapılıyor. Biz de çağrılar yaptık, çeşitli öneriler sunduk. Bu önerilerin bir kısmını burada da hatırlatmak isterim:

–       İhtiyaç sahiplerine ücretsiz gıda ve hijyen malzemeleri yardımı yapılmalıdır.

–       Her türlü tedavi sürecinin ücretsiz yapılması sağlanmalıdır.

–       Özel hastanelerin de kamu hastanesi statüsünde hizmet sunması sağlanmalıdır.

–       Kamuda ve özelde çalışanlara ücretli izin hakkının tanınması lazım.

–       Su, elektrik internet gibi hizmetlerin bu kriz süresince ücretsiz temin edilmesi gerekiyor.

Hasta, yaşlı tutuklu ve hükümlüler, bebekli anneler ve hamile kadınlar tahliye edilmelidir

Bazı mekanların özel risk alanları oluşturulduğunu da biliyoruz. Bunların başında cezaevleri geliyor. Cezaevlerindeki hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin, bebekli annelerin ve hamile kadınların derhal tahliye edilmesi gerekiyor. Cezaevlerinde uygulanan görüş yasağı da dikkate alınarak tutuklu ve hükümlülerin aileleri ve yakınlarına telefonla ulaşmalarını sağlayacak düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

Hükümetin yeterince planlı ve sistemli çalışmadığını görüyoruz

Hükümetin bugüne kadar yaptıkları ve söylediklerini göz önünde bulundurduğumuzda yeterince hazırlıklı planlı ve sistemli çalışmadığını görüyoruz. Şüphesiz ilan edilen tedbirlerin önemli bir kısmı Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerileri arasında yer alan tedbirler. Bunlara elbette itirazımız yok ancak alınacak tedbirlerin sürdürülebilir olması son derece önemlidir. Ayrıca tedbirler sonucu ortaya çıkacak sosyal ve ekonomik durumları da telafi etmeyi planlamak lazım. Kamuoyunu bilgilendirme ve süreci şeffaf yürütme konusunda da hükümeti yetersiz buluyoruz. Hükümetin başta TTB ve SES olmak üzere ilgili kurumlarla istişare içinde olması gerekiyor. Hatta TTB ve ilgili bütün meslek örgütlerinden temsilcilerin yer alacağı ortak bir kriz merkezi oluşturmak da mümkündür. Böylece toplumun alınacak tedbirlere ve yapılacak çalışmalara katılımı da sağlanmış olur.

Siyasi çıkar hesaplarına asla yer olmamalı 

Bu meselenin toplum sağlığı meselesi olduğunu hiç kimse bir an için bile aklından çıkarmamalıdır. Burada siyasi çıkar hesaplarına asla yer olmamalıdır. Kar hırsıyla insanların ve toplumun ihtiyacını istismar yoluna gidenler en ağır şekilde cezalandırmalıdır.

Meclis’te tüm partilerin eşit katılımıyla bir komisyon kurulmalı 

Bu aşamada Meclis’in de artık devreye girmesi gerekiyor. Meclis halk adına çalışmaları denetlemek ve yönlendirmek ve ayrıca halkı bilgilendirmek gibi bir yükümlülüğe sahiptir. Bu amaçla Meclis’te partilerin eşit katılımıyla ortak bir komisyon kurulmalı ve bu komisyona Meclis adına süreci yürütme görevi verilmelidir.

İnsanlığımızı kurtaracak olan şey dayanışmadır

Sevgili Kardeşlerim,

Tehlike ne kadar büyük olursa olsun yalnız olmadığımızı bilmemiz son derece önemlidir. Yalnız değiliz ve yalnız olmamalıyız. Ancak el ele vererek, ancak birbirimizle dayanışarak bu büyük tehdidin üstesinden gelebiliriz. İnsanlığımızı kurtaracak olan şey dayanışmadır. Dayanışma varsa insan kalmaya devam ederiz. Dayanışma varsa her türlü tehlikeyi aşmanın imkanlarını yaratabiliriz.

Bu tehlikeyi büyük insanlığın birleştirici gücüyle hep birlikte aşacağız

Dayanışmanın tek yolu toplantılar yapmak değildir. Bu zamanda toplantıların faydası olmayacak tehlikeyi daha da büyütecektir. Birbirimize bağlı olduğumuzu bir an bile unutmamamız gerekiyor. Bu tehlikeyi büyük insanlığın birleştirici gücüyle hep birlikte aşacağız. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. (17 Mart 2020)

Selma GÜRKAN, Emek Partisi Genel Başkanı

KORONAVİRÜS SALGININA KÂR HESABIYLA DEĞİL, HALK SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN TEDBİR ALINMALIDIR.

Koronavirüs salgını dünyayla birlikte ülkemizde de hızla yayılmakta ve vaka sayısı arttıkça kaos yaşanmakta, krizi yönetme konusunda sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Sağlık Bakanı’nın yaptığı açıklamalarda verdiği verilerin şeffaflığının kamuoyunda tereddütle karşılandığını görülmektedir. Elbette ilk günler katı bir toplumsal karantina tedbirinin alınmaması doğal sayılabilir ancak yurtdışından geliş ve gidişlerin, umre gibi toplu giriş çıkışların disiplinli bir şekilde takip edilmediği ve önlem alınmadığı görülmüştür. Sağlık çalışanlarının sağlığını koruma, gerekirse yedekli çalışabilecek planlamayı yapma, acil durumlar dışında kalan sağlık hizmetlerini kısmen yavaşlatma, salgın karşısında hızla devreye sokulacak hastane gibi sağlık merkezlerini planlama gibi tedbirler alınmamıştır; iş, gece yarısı kararıyla öğrencilerin yurtlardan çıkarılarak karantina binaları olarak kullanılmasına kadar gelmiştir. Fabrika, atölye ve hizmet birimleri gibi toplu üretim yapılan ve hizmet verilen yerlerde çalışanların ve dolayısı ile tüm toplumun sağlığını korumayı esas alan tasarruflarda bulunulmamıştır. Salgın tehdidi başlar başlamaz temizlik ve dezenfekten ürünlere fırsatçılıkla getirilen fiyat artışlarına müdahale edilmemiş, karaborsacılığa serbest piyasa mantığıyla göz yumulmuş, geçit verilmiştir. Salgını fırsat bilen sermaye kesimi ve onların sözcüsü siyasi iktidar, ücretsiz izin uygulamaları, kredi ve fonlarla teşvik, işsizlik fonunun daha fazla yağması gibi tedbirleri gündemine almış, ekonomik krizin üzerini salgın örtüsüyle kapatarak hak gasplarına ve işçi ve emekçilere fatura edilecek yüke iktisadi gerekçe yaratma yoluna gitmektedir.

Elbette kişisel tedbirleri alma, kuralları uygulama önemlidir ancak salgınla baş etmek toplumsal bir sorundur ve sistematik müdahale ve tedbirler gereklidir. Burada esas görev ve sorumluluk elbette siyasi iktidarındır. Toplum sağlığının korunması ve salgının durdurularak geriletilmesi için;

  1. Öncelikle siyasi iktidar ve sorumlu bakanlıkları Sağlık alanında örgütlü emek ve meslek örgütleriyle koordineli çalışmayı esas almalı, her gelişmede, her aşamada hiçbir kuşkuya, kaygıya yer bırakmadan, şeffaflıkla toplumu bilgilendirmelidir. Bu tür toplumsal tehdit oluşturan gelişmelerde panik halinin vereceği zararın tüm toplum olarak farkındayız. Ancak, her sosyal medya paylaşımını bozguncu addederek gözaltına alma, tutuklama ve tehdit etme yerine, herhangi bir açık kapı bırakmadan, şüphe ve kaygıya mahal vermeden tedbirler almak, iktidarın sorumluluğundadır.
  2. Özel hastaneler kamu kurumları işleviyle, herhangi bir ücretlendirmeye gitmeden sağlık hizmeti vermeli, tüm sağlık kurumlarında, koronavirüs ile ilgili her türlü muayene, tetkik ve teşhis işlemleri hiçbir koşula bağlı olmadan, ücretsiz ve hızlı bir şekilde yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarının tüm personel, tıbbi malzeme, alt yapı eksiklikleri, araç-gereç gereksinimi hızla karşılanmalıdır.
  3. Öğrenci yurtları yerine geçici olarak, kamu kurumları sosyal tesisleri, misafirhaneler, turizm işletmeleri ve oteller, sağlık hizmeti sunmaya ve karantinaya geçici sağlık hizmeti vermeye uygun hale getirilmelidir.
  4. Mültecileri siyasi hesaplaşmanın ve devletlerarası pazarlığın politikasına malzeme yapmaktan vazgeçilmelidir. Mültecilerin bulunduğu veya geçiş noktası olarak kullandığı alanlar başta olmak üzere kamplar ve mülteci yerleşim alanları toplum sağlığına, insani yaşam koşullarına uygun olarak yeniden gözden geçirilmeli ve buralarda sağlık hizmetleri, barınma, temizlik, su, elektrik vb. gibi gerekli tıbbi ve insani tedbirler alınmalıdır.
  5. Yurttaşların su, elektrik, doğalgaz borçları nedeniyle yürütülen takibata son verilmeli, kritik olan bu süreçte ücretsiz kullanım için planlama yapılmalıdır. 15 Temmuz sürecinde ulaşım hizmetlerinde metropollerde yapılan uygulama ile ücretsiz hizmet verilebileceği görülmüştür. Ayrıca yine hijyenin önemli olduğu bu süreçte ihtiyaç duyan yurttaşların barınma sorununa çözüm bulunmalıdır. Temizlik ve dezenfekten ürünlerine ücretsiz ve kolay ulaşım sağlanmalıdır. Bu düzenin yarattığı yoksulluk sorununu çözmek yerine belli kesime yapılan sosyal yardımlar hemen hemen her belediyenin övünç nedeni olabilmektedir. Demek ki kaynak vardır ve istenirse halka hizmet için kaynak yaratılabilmektedir. Olası kaynak kısıtlı gerekçelerinin maddi temeli yoktur.
  6. Okullar, kreşler ve genel eğlence yerleri geçici kapatılsa da hala toplu üretim ve hizmet alanları faaliyettedir. Acil ve zorunlu haller dışında üretim ve hizmetler geçici askıya alınmalı, çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır. Üretim yapmak, hizmet vermek zorunda olan yerler için yedekli çalışma, vardiyalı çalışma planlanmalı, çalışma süreleri düşürülmeli, koruyucu sağlık tedbirleri hiçbir uyarıya ve koşula bağlı olmadan alınmalıdır.
  7. Ekonomik krizin yarattığı küçülme ve durgunluğun yanı sıra salgın nedeniyle yaşanacak herhangi bir durgunluğun sebebi işçiler, emekçi halk kesimleri değildir. İşverenlerin, sanayicilerin ve tüccarların ekonominin bozulması kaygısıyla uyarıları ve beklentileri işçi ve emekçiler için yeni hak gasplarını işaret etmektedir. Bugüne kadar işsizlerden çok patronlara teşvik fonu haline getirilen işsizlik fonunun daha fazla yağmasının gündeme getirilmemesi için bir neden yoktur. Salgın dünya çapında bir sorunsa; ki öyledir, o zaman bu sorunun çözümünde sermaye sahipleri de yükümlülük almalıdır. Acil ve zorunlu haller dışında durdurulacak üretim ve hizmetler nedeniyle ücretli izin uygulamasına gidilmeli, işsizler için herhangi bir koşula bağlı olmadan işsizlik fonundan aylık bağlanmalıdır. Zorunlu üretim hallerinde de herhangi bir ücret kısıntısına gitmeden çalışma süreleri kısaltılmalıdır. İşten atmalar yasaklanmalı, ücretsiz izin uygulamasına son verilmelidir.
  8. Bu süreçte yurttaşların ödenmeyen banka ve kredi borçları için takibat işlemleri başlatılmamalı, başlatılmış olanlar durdurulmalıdır.
  9. Sınır ötesi operasyonlara son verilmeli, sınır ötesindeki tüm güçler aşamalı ve kontrollü olarak geri çekilmelidir.
  10. Çocuklu veya hamile kadın, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumları öncelikli olmak üzere salgın nedeniyle cezaevlerine ilişkin hızla düzenleme yapılmalı, serbest bırakma durumu bir çözüm olarak değerlendirilmelidir.
  11. Sosyal mesafelenme zorunluluğu siyasi iktidarın demokratik tepkileri bastırdığı, talepleri susturduğu bir sosyal kapatmanın vesilesi haline getirilmemeli, bu zorunlu durum baskı ve zor uygulamalarını meşrulaştırmanın aracı olarak değerlendirilmemelidir.

Dünyaya hızla yayılan koronovirüs salgını sebebiyle kapitalist-emperyalist düzenin tüm insanlık ve doğa için yıkım düzeni olduğu, kâr için üretim değil insan ve toplum odaklı üretim ve hizmetin esas olması gerektiği bir kez daha açığa çıkmıştır. Hastalığın bu kadar hızla yayılmasının nedeni sağlık, sosyal güvenlik başta olmak üzere kamu hizmetlerinin neoliberal politikalarla ticarileşmesi ve işçi sınıfının yüzyıllara dayanan mücadeleyle elde ettiği kazanımların gasp edilmesidir.  Bugün salgının sonuçlarını en acı şekilde yaşayan Avrupa ülkelerinde, neoliberal politikalara karşı verilen mücadelelere, işçi direnişlerine rağmen özelleştirmeler ve kamu hizmetlerinin ticarileşmesi, sağlığın ve sosyal güvenliğin tasfiyesinde ısrar edilmiştir ve bugün salgınla birlikte sağlık politikaları ve hastanelerin kamulaştırılması tartışılmaktadır. Bu boşluğun kamusal hizmet veya sosyal devlet yaklaşımıyla doldurulamayacağı da bizzat deneyimlerle görülmüştür. Halkımıza bir kez daha hatırlatıyoruz, salgına karşı mücadele eşitsizliklerin, ayrımcılığın, işsizlik ve yoksulluğun kaynağı olan kapitalist sisteme karşı mücadeleden bağımsız değildir, insanlığın geleceğini sosyalizmle hep birlikte kuracağız!  (18.03.2020)

 

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK):

Salgına karşı önlemi, kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltelim!

İnsanlık ilk kez bir virüs salgınıyla yüz yüze gelmiyor. Yeni tür virüsler tarihin değişik zamanlarında yaşamı daha önce de tehdit etti. Dünyanın her yanına ve ülkemize de ulaşan Korona salgınını yeneceğiz elbet, ancak yeni salgınlar bizleri bekliyor olacak.

Hal böyleyken asıl sorun olan, bu tür felaketlerle yüz yüze olduğumuzu bile bile en temel insan haklarından olan sağlıklı yaşam hakkımızın kapitalist sistem tarafından kamusal bir hizmet olmaktan çıkartılıp ticaret meselesi haline getirilmiş olmasıdır.

Korona gerçek bir tehlikedir!

Ciddi bir tehdit olan salgına karşı umursamaz “bize bir şey olmaz”cı tutuma asla prim verilmemelidir.  Korona ölümcül ve henüz çaresi bulunmamış bir virüstür ve buna karşı kişisel, toplumsal ve kamusal önlemler almak zorunludur. Kapitalist devletlerin bu krizi suistimal etmeleri ve salgının etkilerinden kaçınmanın ağırlıklı yükünü bireysel tedbirlere yüklemeleri, halklarımızın bu konuda bireysel ve toplumsal olarak hassas davranmalarının önünde engel olmamalıdır. Bütün halklarımız Korona tehlikesini ciddiye almalı ve bu konuda özellikle toplumcu meslek örgütlerinin uyarılarını anı anına takip etmeli ve hayata geçirmelidir.

Aynı şekilde, panikçi, kendini hayattan ve sorunun esasına karşı mücadeleden izole eden, iradesini tamamen sistemin arzularına ve yönelimlerine teslim eden yaklaşımlar doğru değildir. Salgının daha fazla yayılmamasının ve insan hayatına en az zararla durdurulmasının biricik yolu örgütlü toplumsal mücadeleyi geliştirmekten geçmektedir. Yapmamız gereken bu koşullarda dahi insan sağlığını değil sermayelerini ve devletlerini korumaya öncelik veren sisteme karşı mücadelede yeni toplumsallaşma, örgütlenme, dayanışma ve mücadele yolları geliştirmek olmalıdır.

Tedbiri asla elden bırakmadan yaratıcı mücadele araçları geliştirmeli, sermayenin “herkes kendini kurtarsın” bencilliğine karşı zaman kaybetmeden yeni toplumsallaşma deneyimleri yaratmaya soyunmalıyız. Bunun bir örneğini daha önce Gezi’de yaptık, yine yapabiliriz! Hepimiz yaşadığımız bölgelerde dayanışma ağları, güvenli ilişkilenme ve iletişim yollarıyla yeni toplumsallıklar, örgütlenmeler geliştirmenin öncüsü ve parçası olmaya gayret etmeliyiz.

Bu kriz aynı zamanda neoliberalizmin krizidir!

On yıllardır tüm dünyada devam eden neoliberal politikalar sağlık alanını tamamen ticarileştirmiş, hastanelerin imkânları, tıbbi yatırımlar, sağlık personelinin çalışma koşulları, önleyici sağlık hizmetleri, var olan sağlık hizmetlerinden yararlanma koşulları toplum sağlığına göre değil sermayenin çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi Korona virüsünün yayılması, bundan kaynaklı ölümler engellenemiyorsa bunun temel nedeni insan hayatı için değil sermayenin kârı için tasarlanmış sağlık sistemidir.

Kapitalist devletlerin tamamının uyguladığı neoliberal politikalar dolayısıyla önleyici, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemsizleştirilmesi, sömürü çarklarının duraksamaması için hastalık riskinin görmezden gelinmesi, kamusal tedbirlerin alınmaması, hastalık durumunda ise yeterli tıbbi desteğin verilmemesi Korona virüsünün dünya çapında bir salgına dönmesine yol açmıştır.

Bu kriz aynı zamanda kapitalizmin ekolojik krizidir!

Kapitalizmin yapısal krizi kendini ekolojik kriz olarak da açığa vuruyor. Kapitalizm kar hırsıyla dünyayı yaşanmaz bir gezegen haline getirdiği, ekolojik bir krize yol açtığı için de Korona salgınının pandemiye dönüşmesini engellemek mümkün olmuyor.

Maalesef görülecektir ki, kapitalist düzen devam ettiği sürece bu tür salgınlarda ve daha nice hastalıklarda olan daha çok yoksula, aça, göçmene, emekçiye, cezaevlerinde yaşamak zorunda kalanlara, ezilen milliyetlerden insanlara olur. Yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan dünyadaki milyonlarca emekçi, işsiz, emekli ve evsiz; sağlıklı gıdaya, temiz hava ve suya, yeterli ve eşit bir sağlık hizmetine ulaşamadıkça önce onlar ölür, daha çok onlar ölür.

İşte bu yüzden Korona virüsüyle ve bundan sonraki olası virüslerle mücadele aynı zamanda kapitalizmle mücadele anlamına gelmek durumundadır. Kapitalizmi durduramadığımız sürece kâr için değil insan ve toplum yararına kurgulanacak bir sağlık sistemine kavuşmak mümkün olmayacaktır.

Sistemin krizi fırsata çevirmesini izin vermeyeceğiz!

Halkımızın amiyane deyimiyle “koyun can derdindeyken kasap et derdinde!” İnsanlar her geçen gün katlanarak büyüyen Korona riskine karşı etkili önlemler arayışı içindeyken sermaye ve onun devleti krizi fırsata çevirmenin derdinde. İnsan hayatını bunca tehlikeye atan umursamazlıkları yetmezmiş gibi, öne sürdükleri tedbir paketleri, tedavi imkânları ve olağanüstü hâl kararlarında öncelikli olarak hâlâ sermayenin çıkarlarını gözetmekteler.

Sermayenin bugünkü temsilcileri olan AKP-MHP Hükümeti bu krizi özel olarak da içine düştüğü darboğazdan kurtulmanın imkânı olarak görerek hareket etmektedir. İdlib’de saplandığı bataklığın, ekonomik çakılmanın, siyasi tükenişinin üstünü “Korona paniğiyle” örtmek istemektedir. Toplumsal tedbirler için en önemli günler olan ilk dönemi pervasızca Korona tehlikesini yok sayarak heba eden AKP-MHP hükümeti, mızrak çuvala sığmayacak noktaya geldiğinde ise etkili tedbirler almak yerine toplumun üzerine panik boca etmiştir.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sermaye devleti bu kaygı ve panik ortamını 2008’den bu yana içinden çıkamadığı krize karşı yeni bir otoriterleşme, merkezileşme, hak gaspı, örgütlülüğü dağıtma, istihdamı esnekleştirme, kontrolü artırma imkânı olarak kullanmak istemektedir. Bu panik dalgasıyla emekçilere, kadınlara, doğaya karşı saldırgan politikalarını meşrulaştırmak, sınır ötesindeki operasyonları unutturmak, her türlü muhalefeti bir kez de bu vesileyle boğmak istemektedir.

Ne genel olarak kapitalizmin ne de özelde AKP-MHP Hükümeti’nin Korona salgınına ve olası yeni felaketlere halkçı politikalar geliştirme isteği ve kapasitesi yoktur! Onlardan kendiliğinden bu tür tedbirler almalarını beklemek, ölü gözünden yaş beklemek kadar beyhudedir.

Halkalarımıza çağrımız, hükümetin kendileri için etkili tedbirler alacağı yanılgısına kapılmadan hızla emek ve demokrasi örgütleriyle birlikte, kendi yaşam ve çalışma alanlarından başlayarak örgütlü mücadeleyi geliştirmeleridir.

Ancak böyle bir örgütlenme ve mücadeleyle gerçekten emekçi halklarımızın çıkarına tedbirlerin hızla devreye sokulmasını sağlayabilir ve sonrasında bunları kalıcı hale getirecek mücadelenin önünü açabiliriz.

Bu süreçteki mücadelemizin talepleri şunlar olacaktır:
  • Öncelikli olarak Hükümet bu süreci Meclis’teki diğer partiler, sağlık alanındaki meslek ve emek örgütleri, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle birlikte kurulacak bir kriz masasından yönetmelidir. Alınacak tedbirler, hayata geçirilecek uygulamalar mutlak suretle bu bileşenle birlikte kararlaştırılmalıdır.
  • Hükümet vatandaş olsun olmasın, hukuki statüsü ne olursa olsun ülkede bulunan bütün insanların nitelikli, parasız ve yeterli sağlık hizmetine ulaşabilmesini sağlamak zorundadır.
  • Alınan, alınacak tedbirlerde işverenlerin değil işçilerin, devletin değil halkın, paranın değil insanca yaşamın gerekleri ön planda tutulmalıdır.
  • Bu olağanüstü dönemde alınması gereken bireysel tedbirler herkese duyurulmakla beraber, esas olarak kamusal ve toplumsal tedbirlerin hayata geçmesi sağlanmalıdır.
  • Eğitim, seyahat, çalışma gibi alanlarda alınacak tedbir kararlarının yükleri başta kadınlar olmak üzere toplumun dezavantajlı gruplarının üzerine yıkılmamalı, izin ve işbölümünde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretilmesine imkân tanıyacak uygulamalara başvurulmamalıdır.
  • İşyerleri ve okullarda tehlike arz edecek bir durum söz konusu olduğu sürece buralar tatil edilmeli, işçilerin maaşı, öğrencilerin eğitim imkânı (uzaktan dijital olarak, vs) mutlaka muhafaza edilmelidir.
  • Bu süreçte kullanılacak dil hiçbir şekilde ülkedeki göçmen ve sığınmacılara ya da başka halklara karşı kin ve nefret oluşturacak tarzda olmamalıdır.
  • Dünya geneline yayılan bu salgınla, ancak dünya genelinde verilecek bir ortak mücadeleyle baş edilebilir. Yakın çevremizde savaşın yıkıcı etkisini yaşamakta olan Suriye, Irak ve İran’dan başlamak üzere en genel düzeyde Korona karşıtı mücadelenin parçası olunmalıdır.
  • Bir musibet bin nasihatten yeğdir sözünü de önümüze koyarak bu krizi halkçı bir sağlık sisteminin geliştirilmesi, insan, üretim ve kâr merkezli doğa bakışından vazgeçilmesi ve bireyci ve piyasacı değil, toplumcu ve eşitlikçi bir sitemin kurulması için bir fırsata çevirmeliyiz.
  • Devletin geliştireceği tedbirlerin nihayetinde sermayenin çıkarlarını korumaya yönelik olduğunun bilinciyle davranarak, öncelikle dezavantajlı olanları gözeten genel bir dayanışma ve örgütlenme ağı yaratılmalıdır. Bu örgütlenmeler hem günlük hayat içinde yüz yüze gelinen sıkıntıları dayanışma içinde aşmaya (örneğin risk gruplarının alışveriş gibi işlerinin daha az riskliler tarafından yerine getirilmesi) hem de devletin geliştireceği, denetimci ve sermaye yanlısı tedbirleri boşa çıkarmaya hizmet etmelidir.
  • COVID-19 Pandemisi’nin kısa sürede aşılamayacağı gerçekliğini göz önünde bulundurarak böyle örgütlenmelerin hem yerel hem ulusal hem de ülkeler arası boyutta genel bir dayanışma ağı haline gelmesine çalışılmalıdır. Bu tür yerel ve ülkeler arası dayanışma örgütlenmelerinin gelişen Endüstri 4.0’ın yaratacağı başka felaketlere de karşı durma açısından bir örnek olarak görülmesi ve buna ilişkin bir bilinçlenmenin geliştirilmesi eşiğine geldiğimiz komünizm ütopyasının gerçekliğe dönüşmesinin imkânlarını içinde taşımaktadır. (17.03.2020)

 

Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP):

Korona Virüs Kapitalist Krizlerin İfadesidir

Bilim insanlarının COVID-19 virüsü olarak tanımladıkları, tüm dünya halkları ve doğada yaşayan tüm canlılar açısından ciddi bir tehdit haline gelen Korona virüsünün giderek yaygınlaşması gerçeği ile karşı karşıyayız.
Türkiye’nin olağanüstü siyasal gidişatında çoklu kriz dinamiklerinin alabildiğine derinleştiği bir momentte, söz konusu virüsün, ülkemizde de vuku bulduğu kritik günlerden geçiyoruz.
2020 yılının ilk günlerinden itibaren dünya ölçeğinde vuku bulmuş olan Korona virüsünün, veriler ışığında etkileri ve yaşananlara baktığımızda görüyoruz ki;
Korona virüsü, kader ya da doğal afet olarak değil, ekolojik krizin bir ürünü olarak ve öncelikle ve doğrudan yoksulları, işçileri, emekçileri vuran son derece sınıfsal bir sorun olarak karşımızdadır.
Karşı karşıya olduğumuz bu salgına karşı bilimsel veriler ışığında verilecek yaşam savunusu mücadelesinde ne paniğe ne de rehavete yer vardır. Bilimsel tedbirler, siyasi ve toplumsal önlemler yaşamsaldır!
Bu doğrultuda:

-Derhal sağlık örgütlerinden oluşan bir kriz masası kurulmalı. Bu kriz masası bilimsel tedbirler alınmasını ve bu tedbirlerin denetimini sağlamalı, kriz masasından halka doğru ve şeffaf bilgi akışı sağlanmalı!

-Hükümet, koronavirüsün tıbbi tedavisinin maddi yükünü üzerine almalıdır.Tüm sağlık hizmetleri hemen ücretsiz hale getirilmeli, virüsten koruyucu sağlık materyalleri ücretsiz olarak dağıtılmalıdır!
-Zorunlu meslek alanları dışında kalan tüm çalışanlara en az 1 ay ücretli izin verilmelidir!

-Konut/barınma sorunu yaşayan herkese sağlıklı ve güvenli biçimde kalabilecekleri mekanlar sağlanmalıdır!

-Fatura ve borç ödemeleri durdurulmalıdır!

-Yerel yönetimler tarafından halkın ve tüm canlıların sağlığı ve güvenliği konusunda yaşamı kolaylaştırıcı önlemler alınmalıdır!

– Korona, sınırlar arasında açıkta, soğukta bekletilen binlerce göçmen için çok daha büyük bir tehlikedir. Mültecileri bu koşullarda bekletmek suçtur. Sınırlardaki göçmenlere, mültecilere acil ve kapsamlı sağlık, barınma, güvenlik hizmeti verilmelidir! Korona virüs bahane edilerek mültecilere yönelik arttırılan nefret söylemlerine karşı dikkatli olunmalıdır. Ayrıca korona virüs gerekçesiyle krizdeki iktidarların, toplumsal alanda daha fazla baskı kurma ve denetimi arttırma fırsatçılıklarına karşı dikkatli olunmalıdır.

-Hapishane koşulları salgın hastalıklar için sağlıklı mekanlar değildir, hapishane koşulları bağışıklık sistemini, yaşam direncini zayıflatır. Hapishanelerdeki insanların sağlık hakkı ihmal edilemez. Tutuklu mahkumların serbest bırakılması, hükümlüler için de gereken koruyucu önlemlerin alınması yaşamsaldır!

-Korona virüsü verilerinden de anlaşıldığı üzere, bu salgınla mücadelede temel meselemiz yaşlıları ve kronik hastalığı olanları korumak. Virüs 60 yaş üstü insanlar ve kronik hastalığı olanlarda çok ağır seyreden bir hastalıklara veya ölümlere yol açıyor. İzolasyon, karantina vb. gibi koruma önlemleri yaşamsaldır! (17.03.2020)

Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu: 

İhtiyacımız Panik Değil, Toplumsal Öz Örgütlenme ve Dayanışma!

29 Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde başlayan yeni koronavirusu salgını (COVİD-19 hastalığı), dünyanın geneline yayılma eğilimi nedeniyle pandemi olarak tanımlanmıştır. Yüksek ölüm oranı ve kolay bulaşabilmesi hastalığın korku ve paniğe yol açmasına neden olmuştur. Giderek artan hasta sayıları dolayısıyla salgının merkezi bugün Avrupa kıtasına kaymıştır. Salgının yayılımı ve etkileyeceği insan sayısı pandeminin şiddetini de belirleyecektir.

Son yıllarda yaşadığımız her şey bize bir felaket çağına girdiğimizi düşündürüyor. Suriye’ye  emperyalist müdahalenin neden olduğu yıkım ve göç dalgası, iklim krizinin ulaştığı acil durum ve hükümetlerin aymazlığı, Avustralya’da aylarca süren orman yangınlarının milyonlarca canlının ölümüne ve bazı canlı türlerinin yok oluşuna neden olması ve şimdi de koronavirusu salgını… Kapitalizmin sınırsız  genişleme eğilimi savaşların, göçlerin, ormansızlaşmanın, iklim krizinin, yabani hayatın bozulmasının ve de emekçi sınıfların uğradığı hak gasplarının daha da şiddetlenmesinden başka bir anlam taşımıyor. Kapitalizm yoksulluğu artırmakta, ekolojik dengeyi tahrip etmekte, tüm canlıların yaşam alanlarını daraltmakta; salgınlar, kanser ve kronik hastalıklarla toplum sağlığını giderek artan oranda tehdit etmektedir.

Yaşanan felaketler karşısında hükümetlerin ilk yaklaşımı, küresel salgın karşısında ne kadar aciz durumda olduklarını gizlemek ve yaşanan duruma dair gerçek bilgileri halktan saklamak olmuştur. AKP-MHP iktidarı da, son ana kadar, Türkiye’de salgınla ilgili vaka olup olmadığı, ne tür tedbirlerin alındığı konusunda sessiz kalmış, sonrasındaki açıklamalarıyla da kaygı ve paniğe neden olmuştur. Sürecin şeffaflığı toplum sağlığının ve demokratik toplumun gereğidir.

Ağır hastalık tablosu belli risk gruplarını hedef almaktadır; 65 yaş üstü bireyler, kronik hastalıkları olan bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, sağlıklı konut ve dengeli beslenmeden mahrum yoksullar, evsizler, cezaevinde kötü koşularda ve kalabalık ortamlarda tutulan tutuklu ve hükümlülerle göçmenler salgından öncelikle etkilenecek gruplardır. Bu insanların sağlık güvencesi devletin sorumluluğu altındadır.

Örneğin İran’da kontrol edilemeyen salgının cezaevlerini büyük ölçüde tehdit ettiği görülmüş, devlet cezaevlerini boşaltmak zorunda kalmıştır. Salgının bu tür yerlerde kontrol altına alınmasındaki güçlük göz önünde bulundurularak cezaevlerinin öncelikle de 65 yaş üstü olanlar, hasta mahpuslar, çocuk ve kadınlar olmak üzere boşaltılması önleyici bir tedbir olarak zorunluluk oluşturmaktadır. Sağlık hakkına erişimin sistematik olarak ihlal edildiği cezaevleri bugün tutsaklar için her zaman olduğundan daha fazla risk barındırmaktadır. Adalet Bakanlığı ise önleyici tedbirleri hayata geçirmek yerine görüş hakkına kısıtlama getirerek salgını tutsakların tecrit koşullarını ağırlaştırmak için kullanmaktadır.

Suriye İdlib savaşıyla göçmen krizinin boyutu şiddetlenerek derinleşmiş ve yerinden edilen, hayatını kaybeden insanların sayısı dramatik olarak artmıştır. İktidarın, Avrupa Birliği’nden kredi almak için bir pazarlık aracı haline getirdiği ve Yunanistan, Bulgaristan sınırlarına sevk ettiği sığınmacıların yaşam koşulları koronavirusu salgınının yaratacağı ek yıkımla daha da büyük bir riskle karşı karşıyadır. Avrupa Birliği ve hükümet bu riske karşı acil tedbirler almalı, savaştan kaçarak Türkiye ve Yunanistan sınırına sığınan sığınmacılara sınırlar derhal açılmalı, mültecilik hakları verilmeli ve yaşam haklarına saygı duyulmalıdır. Sığınmacıların Yunanistan sınırına yönlendirilmesine son verilmeli, Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki geri kabul antlaşması iptal edilmelidir. Sığınmacıların yeni koronavirusu enfeksiyonu ve diğer hastalıklardan korunabilecekleri koşullar yaratılmalı, beslenme ve barınma sorunlarına yönelik tedbirler alınmalı, nitelikli sağlık hizmetinden ücretsiz olarak faydalanmaları sağlanmalıdır.

Aşırı iş yükü, fazla mesai, yetersiz ücret ve iş güvenliğinden yoksun işçiler, emekçiler, yoksul ve ezilen kesimler mevcut ekonomik krizin ötesinde, salgının yarattığı ilave iş yükü ve mali bir yükle de karşı karşıyadır. Gereğinde uzatılmak üzere, 14 gün boyunca tüm emekçilere ücretli izin verilmelidir. Okulların ve kreşlerin tatil olması ile birlikte çocuk bakımı en riskli gruplardan biri olan yaşlıların omzuna yüklenmekte, nüfusun en kırılgan kesimi ciddi bir tehditle baş başa bırakılmaktadır. Çocuk bakımı tüm ebeveynlerin ve toplumun sorumluluğundadır, bu sorumluluk kadınlara ve yaşlılara yüklenemez.

Korku ve panik, insanları market kuyruklarına sürüklemiş, evlerinde gıda ve temizlik ürünleri stoklamalarına neden olmuştur. Bu durumu fırsata çeviren ticaret tekellerine karşı önlem alınmalıdır. Toplum kapitalist anlayışın eline terk edilemez.

Salgından korunmak için ihtiyaç duyulan kolonya, alkol bazlı el dezenfektanı, el ve yüzey temizliğinde kullanılacak sabun ve dezenfektanlar ve yine hasta bireylerin toplumu koruma amacıyla kullanması gereken maskeler, öncelikle yoksullar ve risk altında olan ihtiyaç sahiplerine ve sonra da toplumun tümüne ücretsiz olarak ulaştırılmalıdır. Yazılı ve görsel basın ve yayın organlarında başta Kürtçe ve Arapça olmak üzere çok dilli bilgilendirme yapan materyallere yer verilmelidir.

Salgından en çok etkilenen bir diğer kesim de sağlıkçılardır, Wuhan’da salgının ilk aşamasında binlerce sağlık çalışanı etkilenmiştir. Tüm dünyada sağlık çalışanları her zaman olduğu gibi salgın sırasında da sağlığı metalaştıran neoliberalizmin baskısına direnerek mesleki etik değerlerine bağlı, özverili çalışmalarına devam etmektedir. Ülkemizde de şehir hastaneleri vb. ile bütçenin içi boşaltılırken sağlık sisteminin şirket çıkarlarına göre düzenlenmesi sonucunda topluma nitelikli sağlık hizmeti sunumundan uzaklaşılması sağlık emekçilerini toplumla karşı karşıya getirmekte, aşırı iş yükü altında çalışan sağlıkçıların yaşanan sorunlardan ötürü de sorumlu tutulup hedef alınmasına/gösterilmesine yol açmaktadır. Sağlık çalışanlarına iş stresi, mobbing, aşırı çalışma ve sağlıkta şiddet olarak yansıyan piyasacı sağlık anlayışı sonlandırılmalı, nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir, anadilinde sağlık hizmeti sunumuna geçilmelidir. Tüm alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da sadece otoriteler eliyle ve tepeden sunulan bir hizmet toplumun ihtiyaçlarına çözüm olamaz. Güvene ve dayanışmaya dayalı olarak toplumun kolektif üretiminin esas alınması gerekliliği, toplumsal sağlık mücadelesi açısından önemlidir.

Hakkımız ve ihtiyacımız olan bilgileri edinmemiz de, kaynakların salgını önlemeye ayrılması ve gerekli tedbirlerin alınması da, ancak ilgili toplumsal kesimlerin örgütlenmesinin ve kolektif mücadelesinin basıncıyla sağlanabilir. Halkların Demokratik Kongresi yurttaşlarımızı hem merkezi ve yerel yönetimlerin kamusal sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini denetlemek hem de yaşadığımız mahallelerde, dayanışmayı örmek için örgütlenmeye çağırıyor. Tüm emekçilerin ücretli izin hakkı için, başta hasta tutsakların tahliyesi olmak üzere cezaevlerinde gerekli tüm tedbirlerin alınması için, Türkiye ve Yunanistan sınırındaki sığınmacıların ve tüm göçmenlerin sağlık hakkına erişimi için mücadele zorunludur.

İhtiyacımız panik değil, toplumsal öz örgütlenme ve dayanışma! (16.03.2020)

 

Salgına karşı tüm kaynaklar halkın sağlığı için seferber edilmelidir!

Koronavirüs’ün ülkemizde haftalar öncesinden yayılmaya başladığına dair şüpheler mevcutken, geçtiğimiz hafta Sağlık Bakanı’nın bir vaka tespit edildiğini duyurmasının ardından virüsün yayılmasını önleme sorumluluğu öncelikle halkın üzerine yıkıldı. Sonrasında ise yönetenlerin ağızlarından parça parça, bir bütünlüğü ortaya koymayan açıklamalar yapıldı.

Geçtiğimiz haftalarda Koronavirüs komşu ülkelerin hepsinde yayılırken, devlet halkın vergileriyle savaş harcamaları yapmaya devam etti. Kanalistanbul için 110 milyar TL bütçe ayrıldığını ilan etti. Ama göz göre göre gelen salgın tehlikesine karşı devlet bütçesinden bir kuruş dahi ayrıldığına dair bir veri yok.

Türk Tabipler Birliği, büyükşehirlerden birinde koronavirüs vakalarında patlama yaşandığını açıkladı ve Sağlık Bakanlığı’nı gerçek verileri paylaşmaya ve önlemleri arttırmaya çağırdı.

Sonuç, yönetenlerden açıklamalar gelmeye devam ediyor:

Ekonomi Bakanı, ekonomiye dair açıklama yapıyor, şirketlere yardım etmekten bahsediyor. Ama halka, işçilere ücretsiz sağlık hizmeti vermek, temizlik malzemelerinin herkese ücretsiz ulaşmasını sağlamak akıllarına gelmiyor.

Hizmet sektörüne bağlı kafe, lokanta gibi işletmelerin geçici süreyle hizmet vermeyeceğini ilan ediyorlar. Ama çalışan nüfusun yarısından fazlası olan hizmet sektörü çalışanlarının bu süreçte nasıl geçineceğine dair bir açıklama yok.

“Ellerinizi sabunla yıkayın”, “insanlarla aranıza sosyal mesafe koyun” dışında halkın yaşamına dair söyledikleri tek kelime yok.

Tüm dünyada etki gösteren bir virüse karşı sadece bireysel önemler alarak mücadele etmek mümkün değildir. Devletin yapması gereken sadece otobüsleri dezenfekte etmek, çalışmak zorunda olanların nasıl yaşayacağına dair çözüm getirmeden iş yerlerini zabıtalarla kapatmak, okula gitmeyen çocuklara kimin bakacağının cevabı olmadan okulları tatil etmek vb. olamaz.

Biliyoruz ki, bizler işçiler ve emekçiler olarak sesimizi yükseltmedikçe, taleplerimizi ortaya koymadıkça yönetenlerin ellerinde bulundurdukları imkanlar ekonomik büyüme, şirketlerin kar garantisi, mega projeler ve savaş uğruna harcanacak.

Yaşamlarımızın hiçe sayılmasını kabul etmeyelim ve taleplerimizi yükseltelim:

Yüzlerce hatta binlerce işçinin çalıştığı fabrikalarda hiçbir koruyucu önlem alınmadan işçiler çalışmaya zorlanmaktalar. Kamu ve özel tüm iş yerleri Türk Tabipler Birliğinin de içinde olduğu bir kurul tarafından belirlenen bir tarihe kadar çalışmaya ara verilmeli, ücretler ödenmeye devam etmelidir.

Devlet ve özel hastaneler başta olmak üzere, tüm sağlık alanları, birçok ülkede yaşanmış tecrübelerden ders çıkararak yatak, maske, solunum cihazları vb. ihtiyaçlar organize edilmelidir.

Sağlık hizmeti ve ilaçlar ücretsiz olmalı, risk altındaki herkese bu hizmet ulaştırılmalıdır. Her semtte her mahallede tarama ve test yapılabilecek alanlar kurulmalı, gerekli tıbbi teçhizat devlet tarafından temin edilmelidir.

Temel tüketim gıdaları, elektrik, su, doğalgaz ücretsiz olmalıdır.

Salgına karşı tüm kaynaklar halk sağlığı için seferber edilmelidir.

Hasta olan da eden de yarattığı hastalıklara çare bulamayan da sistemdir, hastalığın bu denli sonuçları olması sistemin sorunudur.

Korona virüs tedavisinde kullanılacak 22 ilacın üretimine garanti veren, doktorlarını İtalya’dan Çin’e, dünyanın dört bir tarafına yardım için gönderen, içinde virüs taşıyan hastaların olduğu İngiliz gemisini hiçbir ülke kabul etmezken, ‘insani kaygılar’ gerekçesiyle gemiye kapılarını açan sosyalist Küba’dan öğrendiğimiz; bugün yaşamak için sosyalizm bize hava ve su kadar gereklidir.

Çözüm dayanışmada, örgütlü mücadelededir.

Biz işçiler, emekçiler bu süreçte taleplerimizi yükseltelim. Kendimiz, çocuklarımız ve tüm sınıf kardeşlerimizin sağlığı için dayanışmamızı ve örgütlülüğümüzü geliştirelim. (17.03.2020)

 

KİMSEYİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ! HALKIN ACİL TALEPLERİ KARŞILANSIN!

1- Yaşadığımız sağlık krizi nedeniyle, sosyal teması azaltmaya yönelik alınan kararları destekliyoruz. Sosyal teması azaltmaya yönelik adımlar doğru olmakla birlikte; bu konuda özellikle virüsün salgına dönüştüğü bir dönemde on binlerce insanın umreye gitmesine izin verilmesi ve dönüşlerindeki kontrolsüzlük önemli bir risk oluşturmuştur. Hükümet, halkın bilgi alma hakkına uyarak, tüm süreci daha şeffaf ve açık bir biçimde sürdürme sorumluluğunu eksiksiz yerine getirmelidir. Bilim insanlarının, emek ve meslek örgütlerinin içinde olduğu bağımsız bir kriz masası oluşturulmalıdır.

2- Sağlık krizine karşı, halkın sağlık hakkı için canla başla çalışmaya devam eden başta sağlık emekçileri ve hurafelere karşı halkı doğru bilgilendirmek için çabalayan bilim insanları olmak üzere; toplumsal hayatı işler halde tutmaya devam eden ulaşım, gıda, nakliyat, iletişim-bilişim, temizlik çalışanları ve gününü gününe katarak çalışan herkese teşekkür ederiz. Fırsatçıların, hurafecilerin yaydığı kötülük karşısında aklı, bilimi, toplumsal iyiliği ve umudu çoğaltan bu emeğin yanında olacağız. Bu koşullarda çalışmaya devam eden emekçilerin virüsten korunması için tüm önlemler eksiksiz ve gecikmeden alınmalıdır.

3- Sağlık krizi her ne kadar tüm insanları etkilese de toplumun dezavantajlı kesimleri, çoğunluğu oluşturan emekçileri, yoksulları daha savunmasız kalmaktadır. Ülkemizin sahip olduğu birikim şimdi onu üretenler için harcanmalı, savunmasız kalan milyonlar için sosyal güvence ağı oluşturulmalıdır. Yıllardır ülkeyi yöneten sağ iktidarlar eliyle, tüm itirazlarımıza karşın sağlık başta olmak kamu hizmetlerinin özelleştirmeler yoluyla tasfiye edilmesinin ağır sonuçları bugün yaşanıyor. Bu krizden, kamu hizmetleri ve politikalarının güçlendirilip sağlamlaştırılmasıyla çıkabiliriz.

Bunun için halkın acil talepleri zaman kaybetmeden karşılanmalıdır:

► En az 14 gün olmak üzere, salgın süresince yenilenmek üzere, çalışanlara (yıllık izinlerine dokunulmadan) ücretli izin hakkı verilmelidir.

► Temizlik ve hijyen ürünlerinin stoklanması, karaborsası, fiyat artışları önlenmelidir. Temel gıda maddelerinin temini, dağıtımı ve fırsatçı zamların engellenmesi kamu otoritesi tarafından sıkıca kontrol altına tutulmalı; ihtiyaç sahiplerine parasız temel gıda ürünleri sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır.

► Salgın boyunca doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır.

► İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paralar sadece emekçiler için kullanılmalı, süresi ve kapsamı genişletilmelidir. Esnek ve yarı zamanlı çalışanlar da bu fondan yararlanabilmelidir.

► Öğrenci borçları, çiftçi borçları, ihtiyaç kredileri faizleri silinerek yeniden yapılandırılmalıdır.

► İşten çıkarmalar, ücretsiz izin uygulaması, ücretlerin geç ve eksik ödenmesi uygulamalar yasaklanmalıdır.

► Devlet hastaneleri ve özel hastaneler ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir.

► Sığınmacılar için sağlık hizmeti sunulmalı, temel ihtiyaçları karşılanmalıdır.

4- Sağlık krizini aşmak için, sosyal mesafeye ve hijyen kurallarına uymak toplumsal sorumluluğumuzdur. Ancak, sosyal mesafe sosyal dayanışmaya engel değildir. Bu karanlık içinde ateş böceği misali yanıp sönen dayanışma ağlarını kurmak için elimizden geleni yapacağız. Toplumsal hakları savunurken aynı zamanda toplumsal dayanışmaya gönüllü herkesle birlikte, dayanışma ağları oluşturarak özel risk taşıdığı için sürekli evde kalması gereken insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere (tüm tedbirlerimizi alarak) harekete geçeceğiz; ihtiyacı olanlara ücretsiz gıda hakkı mücadelemizle birlikte üretim ve tüketim kooperatifleriyle işbirliği içinde sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimi sağlamak için seferber olacağız; yaşadığımız apartmanda, mahallede halkımız yalnız kalmayacak.

Bu krizden birlikte, birbirimize sahip çıkarak çıkacağız. Bilim insanlarının, canla başla çalışan sağlık emekçilerinin önerdiği tüm tedbirleri ortaklaşa bir disiplinle uygulamak; emekçilerin hak ve taleplerini savunmak ve toplumsal bir dayanışmayı örgütlemek üzere birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. (17.03.2020)

 

SALGINA KARŞI KAMUSAL ÇÖZÜM!

Ülkemizin corona virüsü tehdidi altında olduğu resmi olarak bir vakanın saptanmasıyla birlikte netleşmiştir. Sağlık Bakanlığı’nca yapılan açıklamadan bu yana tüm yurttaşlarımıza alabilecekleri kişisel önlemler bildirilmektedir. Bu önlemler arasında en yaşamsal olanları;
-Hapşırma, aksırma, öksürme sırasında kağıt mendil kullanmak veya kolla ağzı ve burnu kapamak,
-Elleri su ve sabunla düzenli olarak yıkamak, kirli ellerle ağız, burun ve göze dokunmamak,
-Geleneksel selamlaşma biçimlerimiz olan tokalaşma, öpüşme ve sarılmadan bir süre kaçınmaktır.
Tüm yurttaşlarımızı bu önlemleri almaya çağırıyoruz.

Ancak dünya geneline yayılan bu ciddi hastalığa karşı kişisel çabalar yeterli değildir. Devletin tüm yetkili kurumları hiç vakit kaybetmeden aşağıdaki önlemleri almalıdır.
1- Corona virüsüne karşı en yüksek risk grubunda olan, ölümlerin en sık görüldüğü 60 yaş üstü ve kronik hastalığı olan yurttaşlara kullandıkları ilaçlar ücretsiz verilmelidir.
2- Hastalığın artan bir hızla yayıldığı ve 14 günlük bir kuluçka süresi olduğu bilinmektedir. Özellikle kalabalık ortamlarda bulaşmayı önlemek için tüm okullar ve üniversiteler eğitime en az iki hafta ara vermelidir.
3- Aynı nedenle kalabalık ortamlarda çalışan emekçilerin tümüne en az iki hafta ücretli idari izin verilmelidir.
4- Corona virüsünden etkilenmeye en açık olanlar hastalarla sürekli temas halindeki sağlık emekçileridir. Sağlık emekçilerinin hastalıktan korunması, yurttaşlara en iyi biçimde sağlık hizmeti sunabilmesi için gerekli tüm ilaç, malzeme ve donanımlar sağlanmalı, sağlık emekçilerinin aşırı yoğunluktan olumsuz etkilenmemesi için iş rotasyonları yeniden düzenlenmelidir.
5- Kamu hizmeti veren tüm kurumlar dezenfeksiyon ve korunma amaçlı malzemelerle donatılmalıdır.
6- Dezenfeksiyon ve korunma amaçlı temel malzemeler karaborsa ve vurgunculuğa karşı halka ücretsiz sağlanmalıdır.
7- Borçlarından ötürü elektrik ve suyu kesilmiş yurttaşların kişisel hijyenlerini sağlayabilmeleri için bu hizmetlere erişimi sağlanmalıdır.
8- Salgının yaratacağı ekonomik yük, kamu ya da özel sektörde çalışan işçiler, emekçiler, emekliler, kent merkezlerinde ya da kırsal kesimde kendi işinin sahibi küçük işletme sahiplerince değil devlet tarafından karşılanmalıdır. Bu yük ek vergilerle halkın sırtına kesinlikle bindirilmemelidir.
9- Bugün ve gelecekte yaşanabilecek her türlü hastalık, salgın, vb. durumlara karşı halk sağlığını korumanın tek yolu olarak piyasacı anlayış terk edilmelidir.

Karşı karşıya kaldığımız halk sağlığına yönelik bu büyük tehdit ancak ve ancak yetkililerin bilimsel uyarıları dikkate alarak atacakları adımlarla ve hastalığın seyriyle ilgili gerçekleri halktan saklamamakla ortadan kaldırılabilir.

Tüm yurttaşlarımızı kamu yararına toplumcu sağlık mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz. (17.03.2020)

 

Kemal Okuyan, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri:

Büyük Çöküş

Yıllardır piyasa güzellemesi yapan, liberal ekonomiye inanan ekonomist televizyon kanalına çıkmış “ilaç tekellerinin oyunu” bu diyor. İlaç satacak, insanları aşı ile kazıklayacaklarmış. Vay korona vay! “Sağlık ticaret konusu olur mu” diye haykırıldı, “parasız sağlık hizmeti” diye eylemler yapıldı yıllar boyu. İşte o taleplere “verimlilik” bahanesiyle itiraz edenler şimdi ahkam kesiyor, ilaç tekellerinden girip kamu sağlığından çıkıyorlar.

Zavallı kapitalizm, savunanı yok!

Meğer kimse inanmıyormuş.

Sokakta herkes uluslararası tekellerin bir haltlar karıştırdığından emin. “Komplolara fazla rağbet etmeyin” dediğinizde, “siz bilmezsiniz onları” diye ısrarcı oluyorlar. Evet, aynen böyle. Sömürüyü, eşitsizliği, kâr hırsını, emperyalist rekabeti yıllardır anlamamakta ısrar edenler bir anda uyanıvermiş, salgının ekonomi politiğini tartışıyor.

Panik ve korku insanlara olmadık işler yaptırıyor demek ki.

O halde devam edelim ve daha fazla sorunun sorulması, gerçeklerin daha fazla kabul görmesi için korona virüsünü tepe tepe kullanalım.

Evet, ilk soruyu sorduk, madem ilk fırsatta satacaktınız piyasa ekonomisini, o halde ona karşı sistematik bir konumlanış içine neden girmiyorsunuz? Zamanı gelmedi mi?

Devam edelim…

Okullar çok önemli. Çocuklar fazla etkilenmiyor ama taşıyorlar virüsü. “Dezenfekte edilsin okullar” çağrısı yapılıyor. Dezenfekte edilsin mutlaka ama normalde devletin okullara sabun bile almaması, temizlik emekçilerinin maaşlarının aileler tarafından karşılanması da sorgulansın! Eğitimde kaynakların devlet okullarına değil özel okullara aktarıldığı, özel okul patronlarınınsa hem teşvikleri hem de velilerden aldıkları paraları inşaata gömdükleri konuşulsun. Bu soygundan kimsenin sıyrılmaması için hırsızın yakasına yapışılsın.

Yoksa olacak olan bellidir. Birçok ülkede buraya doğru gidiş var. Sermaye devletleri, kamu harcamalarını kısmak, eğitime ayrılan bütçeyi iyice daraltmak için “online eğitim”e yöneliyor; evinden eğitim, uzaktan eğitim de diyebiliriz buna. Çocukların gelişiminde en önemli unsurlardan biri olan sosyalleşmenin ortadan kaldırıldığı bu eğitim sistemini parlatmak için sayısız makale yazılıyor, konferans düzenleniyor. Korona virüsü mükemmel fırsat. Okulları kapatmaya başlarsanız, eğitim harcamaları radikal biçimde düşer. Sonra o çocuklardan hayır bekle!

Gidişat bu yönde… (Yazıyı tekrar okuduğum sırada, bizde de salgın nedeniyle kapatılan okullarda böyle bir deneme yapılacağı duyuruldu; devam!)

Evden çalışma, esnek üretim, online eğitim… Sanal dostluklar, sanal aşklar…

Ancak kapitalizm gerçek bir akılsızlıktır; bu süreç bir yandan da kapitalizmin çelişkilerini derinleştiriyor. Verimlilik artışının, makine kullanımındaki gelişmelerin krizleri tetiklemesi bu konu da geçerli. Bir önceki yazımda “kontrol edilen toplum” arayışından söz etmiştim, bu arayış aynı zamanda patronların kendi ayaklarına sıktıkları kurşun anlamına geliyor hem ekonomik hem toplumsal açıdan.

Heyhat, kapitalizmde akıl aramanın bir anlamı bulunmuyor; bu sistemin bir geleceği gerçekten yok.

Korona virüsü, Avrupa’nın bütün yaldızını döktü. Doğal olarak bizimkileri eleştiriyoruz ancak birçok kişi Almanya, İtalya gibi ülkelerde “devlet”in felaket kötü sınav verdiğinde birleşiyor. Beceriksizlik, ödeneksizlik, cehalet, bilgisizlik… Aslında donanım var, eğitilmiş kadro var, para var. Ancak toplumcu bir bakış yok; sistem tamamen kâra odaklanmış, özelleştirmeler nedeniyle koordinasyon sıfır.

Ve asıl önemlisi, şu ana kadar her sınıftan insanı vuran korona virüsü karşısında artık emekçilerin ve yoksulların hedef haline gelmesi… Zenginler kendilerini tecrit edebiliyor. Oysa birçok sektörde üretim sürüyor ve dünyanın her yerinde son derece ağır koşullarda milyonlarca işçi çalışmakta. Dahası temizlik için gerekli malzemelere erişimleri kısıtlı. Zengin sınıflar kozmetiğe aktardıkları paranın yüzde biriyle gerekli hijyeni sağlar. Emekçiler için ise sabun, antiseptik mendil, kolonya eğer alabiliyorlarsa, en fazla “azar azar kullanılabilecek” malzemeler.

Kolonya demişken…

İslamcı basında bile haberler çıktı kolonya öldürüyor koronayı diye. Ne oldu? Zamanında birçok hekim, alkol içerdiği için kamusal alandan adım adım çıkarılan kolonyanın hijyen alışkanlığı pek olmayan ülkemiz için çok önemli bir kurtarıcı olduğunu söyledi durdu. Lakin dinci kafaların çabasıyla kolonyalı mendiller bile uzaklaştırıldı hayatımızdan. Uçaklarda dağıtılan ıslak mendillerin alkolsüz olduğu marifet gibi propaganda edildi yıllarca. Ama ne oldu, korona kolonyayı davet etti!

Yahu gerçekten nasıl bir akılsızlığın içine düştük!

Korona virüsü bir farkındalık yarattı, bunu değerlendirmek gerek. Bu düzen çaresizlik, korku ve yalan üretiyor. Bir salgın karşısında en gelişkininden en yoksuluna tüm kapitalist ülkelerde egemen olan dağılma halidir. Bu anlaşılmalı ve insanlar harekete geçmeli.

Örgütsüz, bencilleştirilmiş, kendi kaderine terk edilmiş toplumlara dönüşüyoruz, bu kabullenilmemeli.

Doğal olarak Küba’ya gidiyor insanın aklı. İki kez kasırgaya tanık oldum Küba’da. Ne bir panik ne yetkililere inançsızlık ne de bencillik… Herkes ne yapacağını biliyor, kimse kafasına göre takılmıyor, hurafeler ortalıkta dolanmıyor, devlet ve parti halkın içinde. Örgütlü ve bilinçli bir toplum olarak göğüslüyorlar kasırgayı.

Kasırga, deprem, salgın hastalık…

Toplumcu bir düzen bunlarla baş eder. Dünyanın en büyük ahlaksızlığı olan eşitsizlik üzerine kurulu piyasacı düzen ise böyle şapa oturur işte.

Uzayı fetheden insanlığın düştüğü zavallılığa bakın. Makarna reyonlarında, tuvalet kağıdı raflarında birbirimizi itekliyoruz. (17.03.2020)

 

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu