thumb image

HAYIRlı Haberler

BUGÜN GÜNDEM SAĞLIK

PANDEMİ GÖLGESİNDE 2021 SAĞLIK BÜTÇESİ!

Bugün TBMM’de gündem sağlık ama aslında pandemi nedeniyle yaklaşık dokuz aydır hemen hemen bütün ülkelerde her gün gündem sağlık. Sağlık Bakanlığı’nın güvenilirliği tartışmalı verilerine göre bile, başta Türkiye’nin Wuhan’ına dönüşen İstanbul olmak üzere salgın ülkemizde de çığ gibi büyümekte. 

Covid 19 pandemisi salgınla mücadelede kamusal ve koruyucu sağlık hizmetlerinin ne kadar önemli olduğunu, neoliberalizmin dayattığı kâr ve rant odaklı sağlık hizmeti anlayışından vaz geçilmesi gerekliliğini tüm dünyaya net bir biçimde gösterdi. Bu durumun bizim ülkemizdeki karşılığı; AKP iktidarının 2003 yılından buyana kamu yararını, halk sağlığını değil, sermaye ve iktidar ilişkilerini öncelikli kılan Sağlıkta Dönüşüm Programı‘nın iflas ettiğidir. Bir başka deyişle pandemi, sağlık hizmetlerinin kamusal bir sosyal devlet yükümlülüğü olduğunu hatırlatmıştır. 

Başta sağlık ve eğitim olmak üzere kamusal hakların yatırım haline getirilmesi, bu hizmetlerin kamusal nitelikleri yok edilerek tüketim nesnesi haline dönüştürülmesi, neoliberal programların öncelikleri arasındadır. Bu sayede sermayeye yeni ve çok geniş yatırım alanları açılmakta, halkın sağlıklı yaşam talebi bütünüyle metaya dönüştürülmekte, bu hizmetleri sunan sağlık emekçileri de kamu hizmeti misyonundan soyutlanıp ucuz işçi statüsünde istihdam edilebilmektedir. Aslında sadece 2021 sağlık bütçesi değil on yıllardır sağlık bütçeleri kamusal perspektiften uzaklaşmış, yatırım misyonunu terk etmiş durumdadır. İktidarlar özel sektöre alan açmak, piyasayı büyütmek ve kendi deyimleri ile “denetlemekle” kendilerini sınırlamaktadır.

Kuşkusuz COVID-19 pandemisi bu sorunu can alıcı biçimde görünür kıldı. Ancak ülkemizde salgından da bağımsız olarak yaşanan ekonomik kriz, alım gücünün aşırı düşmesi, önlenemeyen işsizlik ve hayat pahalılığı insanları bu en temel haklarda, yani eğitim ve sağlıkta neden yeterli kamusal yatırımın yapılmadığı ve özellikle ciddi-ağır hastalıklarda önemli rakamlara varan cepten ödemelerle neden baş başa kalındığını sorgular hale getirmiştir.

2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifinde Sağlık Bakanlığı’na öngörülen bütçenin 77 milyar 615 milyon 519 bin TL olduğunu, bütçenin kullanım tercihlerine baktığımızda Sağlık Bakanlığı’nın pandemiye rağmen salgınla mücadelenin en önemli kısmı olan koruyucu sağlık hizmetlerine 19 milyar 48 milyon 950 TL ödenek ayırırken tedavi edici sağlık hizmetlerine 54 milyar 633 milyon 632 bin TL ile en fazla ödeneği ayırdığını görüyoruz. Koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan ödenek ile, tedavi edici sağlık hizmetlerine ayrılan ödenek arasındaki bu çarpıcı fark pandemi deneyimine rağmen Sağlık Bakanlığı‘nın kamu yararını, işçiyi, emekçiyi, işsizi, emekliyi koruyan değil, küresel sermayenin, iktidar yanlısı şirketlerin çıkarlarını gözeten neoliberal sağlık politikalarını özetle Sağlıkta Dönüşüm Programını sürdüreceğini göstermektedir. 

Bütçedeki bu fark dışında sağlık harcamalarında kamu yararının tamamen göz ardı edildiğini gösteren çok fazla parametre vardır.*

Covid19 pandemisi sürecinde grip aşısı temininde yaşanan kriz Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın iflas ettiğini göstermiştir. Bilindiği gibi bir zamanlar ülkenin her türlü aşı gereksinimini karşılayan Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü 2 Kasım 2011 tarihinde sağlıkta dönüşüm programları çerçevesinde kapatılmış ve sonuc olarak bugün ülkemiz gerek grip ve pnömokok aşılarının temininde, gerekse coronavirüs aşılarının geliştirilmesinde dışa bağımlı hale getirilmiştir. Avrupa Birliği’nin, Almanya’da geliştirilen koronavirüs aşısının güvenli bulunması durumunda 300 milyon doz aşı almak için şirketlerle sözleşme imzaladığı haberlerinin duyulduğu bu günlerde kendi aşımızı üretebilecek durumdan aşı için sıra bekler duruma gelmiş olmamız çok acıdır. 

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde inşa edilen şehir hastaneleri sağlık bakanlığının bütçesinde büyük bir gediğe yol açma ve gelecek nesilleri de borçlu hale getirme pahasına küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracı haline gelmiştir. Şehir merkezlerinin çok dışında, ulaşımın çok zor olduğu yerlerde inşa edilen bu hastanelere, sağlık hizmetine en çok ihtiyaç duyan yaşlı ve yoksul insanların ulaşımı çok zor ve pahalı olmaktadır. Hem maliyeti arttıran, hem verimli bir hizmeti engelleyecek yatak sayıları dahil olmak üzere abartılı büyüklüklerde planlanan şehir hastanelerinin, 2019 Sayıştay raporuyla da tespit edilen denetleme, işletme ve yönetim sorunlarını da düşününce bir an önce Sağlık Bakanlığına devredilerek kamulaştırılmaları zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Pandeminin yönetilememesi nedeniyle sağlık çalışanlarının tükenme noktasına geldiğini, COVİD-19 pandemisi sürecinde çalışmakta olan doktorlardan alınan bilgiler ve hastanelerdeki gözlemler; durumun ne denli ağır ve sürdürülemez bir şekilde seyrettiğini, gerçek vefat sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu ve salgının kontrol altına alınabilmesi, ölümlerin durdurulabilmesi için 7 acil tedbirin alınması gerekliliğini İstanbul Tabip Odası son basın açıklamasıyla net bir şekilde ortaya koydu.1 

Pandeminin gölgede bıraktığı en önemli sağlık sorunlarından biri, tıp fakültelerindeki eğitimin yetersizliği ve hekim göçü, diğeri sağlık emekçilerine yönelik şiddettir. Sayıları 117’ye ulaşan devlet ve vakıf üniversitelerindeki tıp fakültelerinden akredite edilmiş tıp fakültelerinin oranı sadece %32,5’tur ve 2019 yılında 1047 hekim başka bir ülkede çalışabilmek için göç etmiştir.2

  • Beş dakikada bir hasta bakmaya zorlanan sağlık çalışanları bu hizmeti vermek için yeterli süre ayıramamakta; bu durum hasta-sağlık çalışanı ilişkisini fevkalade bozmakta, sonuçta da hekime yönelik şiddet olarak geri dönmektedir. Poliklinik muayene randevuları sağlık çalışanlarının hastalarıyla sağlıklı iletişim kurabileceği, yeterince ilgilenebileceği ve nitelikli hizmet verebileceği şekilde düzenlenmelidir.
  • Acil servislere yapılan acil olmayan başvurular hem acil hastaların tedavisini ciddi ölçüde aksatmakta hem de yol açtığı yığılmalar nedeniyle acil servisleri şiddetin sıklıkla yaşandığı ortamlar haline getirmektedir. Acil servisler hızla sadece acil hastalara hizmet verecek şekilde düzenlenmelidir.
  • Hasta garantili kamu özel işbirliği projeleri olarak planlanan şehir hastaneleri acilen kamulaştırılmalı, proje halindeki şehir hastanelerinin yapımı durdurulmalı. Sayıştay’ın 2019 Sağlık Bakanlığı Denetim Raporu’na göre şehir hastanelerinin değerlendirilmesinde saptanan kamu zararlarının tahsili için idari ve adli soruşturma başlatılmasında ısrar ediyoruz. 
  • Yalnızca COVID-19 hastaları için değil, aylardır tedavi olabilmek, ameliyat edilebilmek için beklemekte olan diğer hastalar için Şehir hastanelerinin açılmasıyla kapatılan devlet hastanelerinin tarihi kimlikleriyle yeniden ve acilen açılması gerektiğini savunuyoruz. 
  • Başta koronavirüs aşıları olmak üzere aşıların geliştirilmesi, üretilmesi, depolanması ve adil dağıtımının sağlanması, Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsünün yeniden modernize edilerek açılmasını bekliyoruz.
  •  Sağlıkta şiddeti bitirmeye yönelik olarak çıkarılan son yasanın yetersizliği nedeniyle şiddet hız kesmeden artmaya devam etmiştir. Bu konuda da yeni ve radikal değişiklikler içeren bir “Sağlıkta Şiddetin Engellenmesi” yasasının vakit geçirilmeden çıkarılması için bir an önce harekete geçilmesini talep ediyoruz
  • Covid 19 nedeniyle hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarına özlük haklarının “meslek hastalığı” tanısı koyarak teslim edilmesi hepimizin ortak talebidir. Sağlık Bakanı’nı bu konuda gerekli yasanın çıkarılması için göreve davet ediyoruz.
  • Ülkemizde büyük fedakarlıklarla yetişen hekimlerin yurt dışında çalışma tercihlerinin önüne geçecek şekilde çalışma koşullarının ve özlük haklarının düzeltilmesini istiyoruz. 
  • Özetle yukardaki çözüm önerilerimiz ve taleplerimiz çerçevesinde Covid 19 pandemisinin şeffaf ve katılımcı bir şekilde yönetimi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin reorganizasyonu, şehir hastaneleri gibi toplum sağlığını yakından ilgilendiren sorunların çözümünde Sağlık Bakanlığının, başta TTB, sağlık sendikaları ve tıp uzmanlık dernekleri olmak üzere STK’lar ile birlikte çalışmasını bekliyoruz. 

Bugün COVID-19 pandemisi devam etse de, aşısı-ilacı bulunup geçmişte yaşanmış bir sağlık kırımı olarak hafızada yerini alsa da, nitelikli ve gerçek bir sağlık hizmetine erişimin öncelikle işsiz ve yoksul halk kesimleri için her geçen gün daha da zorlaşacağı gerçeğidir. Yine kendini orta sınıf, beyaz yakalı olarak kabul eden ve şimdiye kadar gelirinin çok küçük bir kısmı ile sağlık hizmetinde kendisini güvence altına aldığını düşünen milyonlar için de sağlıkta bambaşka bir dönemin başlamakta olduğu açıktır. Bu kesimin işsizlikle tanışma, hazırdan-birikimden yeme gibi bir durumla karşı karşıya kalmaları yaygınlaşmaktadır. İşte kalanların yaşayacakları reel ücret kayıplarının daha da “pahalılaşacak” olan sağlık hizmetlerinin bütçe sarsıcı etkisi ile yüz yüze kalmaları ise kaçınılmazdır.

Bu nedenle gerek COVID-19 pandemisinin gerçekleri gerekse de neoliberal krizin ve AKP’nin ülkemizi içine soktuğu ekonomik-siyasal-kültürel krizin insan yaşamının en temel haklarını kullanılamaz hale getirebileceği öngörülmelidir. 2021 bütçesinde de rakamlara dökülen siyasal tercihin; geniş halk kesimleri için insanca bir yaşamın öncülleri olan sağlıklı beslenme, barınma, ısınma ve ihtiyaç duyduğunda eşit, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz ve anadilinde sağlık hizmetini bir hak olarak görmekten çok uzak olduğu açıktır. Mücadelenin önemli bir başlığı da herkesin her hangi bir piyasa sınırlamasına tabi olmadan sağlık hakkına erişebilmesi talebi olmalıdır. 

Bütün yurttaşları ve demokrasi güçlerini bu talepleri gerçekleştirmek üzere birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. 

1 https://www.istabip.org.tr/site_icerik/2020/kasim/10kasim_ba.pdf

2 https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=6f742f1e-2e1e-11ea-b036-9e91fd4252d5

* Türkiye’de sağlık harcamalarının ana kaynağının SGK olduğunu maliye bakanlığı verileri göstermektedir. SGK’nin sağlık harcamalarındaki payı 2006 yılında %75.9 iken, yıllar içinde düzenli bir artış göstermiş ve 2017 yılında, 16.1 puanlık bir artışla, %92.1’e yükselmiştir. Bu rakamların gösterdiği gibi, günümüz Türkiye’sinde sağlık hizmetleri bedelinin yaklaşık dörtte üçü hizmeti kullanan kişiler tarafından ödenmektedir. Bir başka deyişle SGK’nın tedavi edici sağlık hizmeti satın alarak gerçekleştirdiği sağlık harcamalarının temel kaynağı kişilerden sağlık primi adı altında toplanan ‘sağlık vergisi’ ile,  muayene, ilaç ve reçete katılım paylarıdır.

Ayrıca sağlık için yapılan harcamaların GSYİH’daki  payı da son üç yıldır düzenli olarak azaltılmaktadır. Bu pay, 2015 yılında %5.4’ken, 2018 yılında %18’lik bir azalmayla, %4.4’tür. Bu payın TL olarak karşılığı yalnızca 165 milyar 234 milyondur. Türkiye’de bir yandan sağlık harcamalarının payı azaltılırken, diğer yandan sağlık harcamaları içinde genel ve yerel devlet (genel bütçe ve yerel yönetimler) tarafından yapılan harcamaların payı azaltılmaktadır. Bunun karşılığı olarak kişilerin sağlık hizmetleri için yapmak zorunda oldukları harcama yıllar içinde daha da artmaktadır.

Diğer yandan, 2017 yılında müracaat başına ödeme özel hastanelerde 110 TL iken, ikinci basamak devlet hastanelerinde 52 TL’dir. Yani özel hastaneler SGK’den her bir hasta için devlet hastanelerine göre 2 kattan daha fazla ödeme almaktadır. Dahası, bu fark yıllar içinde artmaktadır. 

https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=b3f8d0a6-0433-11e9-afdc-3ccd512ef234

Devletin kaliteli sağlık hizmeti veren yataklı ve yataksız sağlık kurumlarını açmak yerine  özel hastaneleri  taşeronlaştıran bir sistemi tercih etmesi, SGK’nin sağlık  hizmetini özel hastanelerden kamuya göre daha pahalıya alması anlamına gelmektedir ki bu durum, çalışanlardan prim adı altında toplanan sağlık vergisinin özel hastane sahiplerine aktarıldığını göstermektedir.

https://ses.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/SES-Genel-Merkez-2021-Sag%CC%86l%C4%B1k-Bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-Bu%CC%88tc%CC%A7e-Deg%CC%86erlendirme-Raporu-1.pdf

Demokrasi için Birlik

18.11.2020


PDF dosyasına buradan ulaşabilirsiniz

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu