thumb image

HAYIRlı Haberler

GÖZÜMÜZ AYDIN SARAYDAKİ 3. AŞIYI DA OLDU!

Ülke uyuşturucu ve kara para trafiğinin merkezi haline getirildi. Halk salgınla artan ekonomik krizde desteksiz bırakıldı, işsizlik ve yoksullukla boğuşuyor. Aşı yok. Marmara Denizi öldü. Organize suç örgütü lideri Saray’ın kapısına kadar dayandı. 

Devlet yetkililerinin suç örgütleriyle iç içe olduğu bir ilişkiler zincirini, devlet-i âlinin kurumlarını savaş suçundan, insanlık suçlarından, yağma suçundan  aklamaya gayret ederek ifşa ediyor. 

“Salgında ölüyoruz” diye bildiri dağıtanlar hakkında cumhurbaşkanına hakaretten ve milleti galeyana getirmekten soruşturma açılıyor. 

Görevinden ayrılan Ayasofya imamından başka kimsenin ifade özgürlüğü yok. 

Kamuya ait televizyonda yandaş gazetecilerin sorularını yanıtlayan tek adam, büyük çoğunluk daha aşı olmamışken üçüncü aşıyı da olduğunun müjdesini verdi. Yetmedi, destek verilmediğinden şikayetçi olanları nankörlükle suçladı.

Ülke insanlık ve savaş suçunun batağına sürüklendi.

Cumhur ittifakını destekleyen mitingler düzenleyen, barış akademisyenlerinin oluk oluk kanlarını akıtacağını ilan edip de hiç bir ceza görmeyen, ödüllü “iş adamı” Sedat Peker son videosunda; Suriye’de, terör örgütleri listesindeki Nusra Cephesi gibi grupların silahlandırılmasında, iktidarın gayri nizami harp aparatı SADAT’ın rolüne işaret etti. Oysa devletin has güvenlik kurumlarının, MİT’le birlikte Jandarma ve TSK’nin rolü dünya kamuoyunda sır değil.  

Halktan gizlenen bu bilgilerin bin katı uluslararası istihbarat örgütlerinde mevcut ve “İtibardan tasarruf etmeyen” iktidar, daha doğrusu ülke aleyhine kullanılmak üzere dosyalarda bekliyor. 

Videolarında, “Bu ülkede devlet aklı olan bürokrat kalmadı mı” diye sızlanan Peker, insanlık ve savaş suçu içeren bu süreci karartmaya, bazı kişileri deşifre ederek, iktidarın sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. 

Oysa, 19 Ocak 2014’te bu gelişmeler, MİT TIR’ları davasına dönüştü ve hem tırların aranmasında rol oynayan asker ve savcılar, hem de haber yapan gazeteciler hapse atıldı. Gazeteci Can Dündar cumhurbaşkanının tehditlerine maruz kaldı, ülkeyi terk etti. MİT yasası değiştirilerek bu tür operasyonlar için dokunulmazlık kazandırıldı.

Suriye’nin yağmalanması sürecinde  Türkiye’nin boğazına kadar battığı suç ve savaş ekonomisi yandaş savaş sermayesine servet kazandırdı. iktidarın bölgede cihatçı yapılanmalar ve mezhep çatışmalarına müdahil olduğu iddiaları artık hiçbir çuvala sığmıyor. 

Çetesiz demokratik bir ülke için yurttaş müdahalesi gerekiyor

Ne 128 milyarın nereye uçtuğunu, ne  eski başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın Venezuela’ya “bir bavul maske ve test kiti” ile neden gittiğini açıklayamayan iktidar, ağır ithamların üstününü “yerli ve milli anayasa” teklifiyle örtmeye çalışıyor. Bu arada muhalefete de “PKK’nın uzantılarıyla anayasa mı yapacaksın” suçlamasını yöneltmekten geri kalmıyor. 

Bütün bu karanlık ilişkiler ağı, ne iktidardan, ne devlet kurumlarından, ne kamu otoriterlerinden bağımsız; ne de işsizlik ve yoksulluktan. Mafya, tarikat, sermaye, iktidar arasındaki ilişkilerin silikleştiği bu düzen, halkın kaynaklarını hiçbir denetim olmadan yandaşlara, sermayeye, tarikatlara aktarıyor.  

Birkaç ay öncesine kadar “Mavi Vatan” diye yer göğü inletenler Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj felaketi karşısında üç maymunu oynamaya devam ediyor. Marmara Denizi sermayenin maliyetleri düşürme adına koca bir doğal fosseptik çukuru olarak kullanılmanın ağır yükünü taşıyamaz halde. İnşaatçı dostları zengin etmek ve yeni kentsel rant olanakları yaratmak dışında bir işlevi olmayan Kanal İstanbul’da ısrar, tabuta çakılacak son çivi olacak. Vatan-millet-bayrak hamaseti, yaşamın tüm veçhelerine dönük hıyaneti örtemeyecek durumda.

Anadolu köylüsünün kuraklıkla imtihanı da Saray koridorlarında şimdilik yankılanmıyor ancak çölleşmeyi andıran gelişmeler tahıl üretimine ağır bir darbe vuruyor. Demokratik bir planlama olmaksızın gerçekleşen büyümenin; yoksullaştıran, kuraklaştıran, ekolojik hayatı yıkıma uğratan, istihdam yaratmayan, milli gelirde emeğin payını sürekli azaltan (son açıklanan büyüme verisine göre işgücünün katma değer içindeki payı %39’dan %35.5’e gerilemiş), borçlandıran ve finansal servetleri semirten büyümenin toplumsal ve ekolojik yıkımı yoğunlaştırdığı ortada. 

Bu ahval ve şerait altında…

Eğer demokratik bir ülke için mücadele eden bir yurttaş gücü ortaya çıkmazsa, çeteleşmiş yönetim ile hesaplaşmak için seçimi bekleyen bir muhalefet tarzının da etkili olmayacağı açık. 

Haziran sonunda yapılacak Demokrasi Konferansı, bütün hak arayanların seslerini ve mücadelelerin ortaklaştırarak ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var diyecek, bir yurttaş gücü, halka umut verecek bir birlikte hareket etme zemini, mecrası yaratmak amacını taşıyor.

Bütün demokrasi güçlerini  ortak emeğe katılmaya, eksikliklerini gidermeye, umudu büyütmeye çağırıyoruz.

Demokrasi için Birlik

07.06.2021


PDF dosyasına buradan ulaşabilirsiniz

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu