thumb image

Gündem

İŞSİZLİĞİ, YOKSULLUĞU YARATAN GÖÇMENLER DEĞİL SARAY REJİMİ

Afganistan’da bizzat ABD eliyle yaratılan Taliban’ın, hakimiyetini artırması, iktidarın ABD’nin taşeronluğunu üstlenmesi yoğun bir göç dalgasına neden oluyor.

Sosyal medyada yayılan ve sorumsuzca paylaşılan haber ve fotoğraflarla “ülkemiz Afgan işgal altında” algısı yaratılırken tartışmanın odağına sayıları yaklaşık 4 milyonu bulan Suriyeli mülteciler yerleşti.

Irkçılık ve nefret söyleminin artmasıyla eş zamanlı olarak Kürtlere yönelik saldırılar Konya Meram’da katliam boyutuna ulaştı.

Mülteci haklarını savunan hak örgütleri de ırkçı söylemlerle hedef gösteriliyor.

Gözden kaçan ise şu, bütün bu göç hareketlerinin arkasında kapitalist sömürü ilişkileri ve emperyalist saldırganlık yatıyor.

ÖLÜMDEN KURTULANLAR İNSANLIK DIŞI KOŞULLARA MAHKUM OLUYOR

Kapitalist dünya düzeninin ve emperyalizmin savaş ve yıkım politikalarının kaçınılmaz sonucu olarak milyonlarca insan, savaşlardan, ekonomik krizden, zulümden, iklim yıkımının sonuçlarından dolayı yerinden ediliyor. Göç yollarına düşenler yolsuz iktidarların göz yumduğu insan kaçakçılarının elinde hayatını kaybediyor, dağları, okyanusları, mayınlı arazileri aşarak bir başka ülkeye varabilenler ise en insanlık dışı koşullara, şiddete, ayrımcılığa ve ucuz emek sömürüsüne maruz kalıyor.

AKP’nin en üst düzey sözcüleri tarafından dile getirilen “Bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyor. Suriyeliler gitsin ülke ekonomisi çöker” sözleri mültecilerin kriz ortamında ucuz iş gücü deposu olarak kullanılmalarının nasıl ahlaksızca meşrulaştırıldığını ortaya koyuyor.

Kayıtsız ve kimliksiz bırakılma, sadece patronların başvurabildiği çalışma izni gibi düzenlemeler, mültecileri her an sınır dışı edilme kaygısıyla hak arayamayan, her türlü düşük ücrete ve insanlık dışı muameleye boyun eğen ucuz işçiler olarak kurgulayan insanlık dışı bir sistemin iktidar eliyle kurumsallaştırıldığı gösteriyor.

Kadın göçmenler ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarına, cinsel saldırı ve tacize maruz kalıyor.

MÜLTECİLER PAZARLIK KOZU

İktidar tarafından Suriye müdahalesinin meşrulaştırılmasında kullanılan mülteciler, aynı zamanda hem Türkiye hem ABD ve AB tarafından bir pazarlık kozuna dönüştürülmüş durumda.

İktidar, Suriye’de sürdürdüğü cihatçı yayılmacı politikayı mülteciler üzerinden meşrulaştırıyor. Uluslararası anlaşmaların varlığına rağmen sorumluluktan kaçan AB ülkeleri tek adam rejimine rüşvet vererek mültecilerin insanlık dışı koşullarda Türkiye’de depolanmasına çalışıyor.

Bu insanlık suçuna herkes ortak.

GİZLİ YA DA AÇIK IRKÇI YAKLAŞIMLAR
 TEK ADAM REJİMİNİN VE SERMAYENİN İŞİNE YARIYOR

Tek adam rejiminin mültecileri demografik siyasetin ve yayılmacı politikaların aracı haline getirmesi muhalefeti sorunun gerçek kökenlerinden uzaklaşarak ırkçı bir söylemde konumlanmaya itiyor.

Mültecilere yönelik ırkçı yaklaşımlar, Suriyelilerin ve Afganların emek piyasasına düşük ücretle katılımını meşrulaştırırken, derinleşen ekonomik krizde günah keçisi haline getiriliyorlar. Oysa mülteciler ne yeni Osmanlı zihniyetinin devamı olarak ümmete dahil edilecek bir topluluk, ne de her an kapı dışarı edilecek istenmeyen misafirler, hakları, binlerce yıldır bedeller ödeyerek geliştirilen evrensel hukukla bağıtlanmış insanlar.

Siyasal İslamcı rejimin göçmenleri kendi bekası ve günlük politikaları için kullandığı ne kadar ortadaysa emperyalizmin ve kapitalizmin yarattığı yıkımı görmezden gelenlerin, mültecileri adeta rejimin suç ortağı gibi konumlandıranların tek adam rejiminin ve sermayenin ekmeğine yağ sürdüğü de o kadar açık.

Türkiye’nin Suriye’deki savaşta taraf olmasına açıktan karşı çıkamayan muhalefetin tartışmayı durumun mağduru olan mültecilerin geri gönderilmesi üzerinden sürdürmeye çalışması ülke kaynaklarını yayılmacı politikalarla yandaş savaş sermayesine peşkeş çeken tek adam rejiminin işine yarıyor.

Ekonomik krizden bunalan, işsizlik ve kapanmaların yol açtığı gelir kaybından günü dahi kurtarmakta zorlanan halkın öfkesinin göçmenlere yönlendirilmesi hiçbir sorunumuzu çözmeyeceği gibi toplumun hastalanması ve parçalanması sürecini daha da derinleştiriyor.

MÜLTECİLERİN HAKLARINI YOK SAYAN BİR DEMOKRASİ ANLAYIŞI KABUL EDİLEMEZ

Bu doğrultuda;

  • İnsan haklarından faydalanmak, mülteci/göçmen/kaçak göçmen ayrımlarıyla statüye bağlı olmaktan çıkarılmalı, eşit olarak herkese sağlanmalıdır.
  • Sığınma başvurusu ve mültecilik süreci BM gözetiminde ve uluslararası koruma altında ve uluslararası hukukta bağıtlanan kurallar referans alınarak yapılmalıdır. Mültecilerin pazarlık aracı haline getirilmesine son verilmelidir.
  • Bütün savaş ve operasyonlar durdurulmalıdır.
  • Mülteciler ve göçmenler, sosyal ve siyasal talepleri olan etkin siyasal özneler olarak görülmeli, açlık, işsizlik, barınma sorunlarına acil çözüm üretilmelidir.
  • Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu çekince kaldırılmalıdır
  • Herkese vatandaşlık ya da mültecilik ya da 3. bir ülkeye gitme hakkı verilmelidir.
  • Mültecileri insanlık dışı koşullarda Türkiye’ye depolamaya yönelik, AB ve Türkiye arasındaki geri kabul anlaşması ve AB’nin Yeni İltica ve Göç Paktı iptal edilmelidir.

İnsanlığın ortak kazanımı olan evrensel insan hakları ve hukukunu yok sayarak, mültecilerin haklarını görmezden gelerek, sınırsız bir sömürünün öznesi olmalarına ses çıkarmayarak demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.

Demokrasi için Birlik

02.08.2021

 

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu