thumb image

Genel

KADINLAR SAVAŞA VE YOKSULLUĞA KARŞI SESLERİNİ YÜKSELTİYOR

 

Emperyalist güçler arasında günlerdir süren savaşın Ukrayna’da binlerce insanın canına, on binlercesinin yerini yurdunu terk etmesine, ekolojik ve ekonomik yıkıma neden olduğu, işsizlik, açlık, yoksulluk ve güvencesizliğin ülkemizin yeni normali haline geldiği bu 8 mart haftasında kadınlar olarak savaşa ve yoksulluğa karşı itirazını yükseltmek için buradayız.

Rekor düzeylere yükselen enflasyon ile, ücretler cebe girmeden eriyor. Barınma, beslenme, ısınma gibi en zaruri temel ihtiyaçlar bile lüks haline geldi. Kadınlar ağır bir mobbing, taciz ve erkek şiddetiyle çevrelenmiş ucuz ve niteliksiz işlerde, kayıt dışı, esnek, güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Kadın işsizliği her geçen gün artıyor.

Kadın cinayetlerinin, erkek şiddetinin, istismarın kadınların yaşamını cehenneme çevirdiği koşullarda, kadınların yoksulluğu çok daha derin. Yoksul hane içindeki en yoksul birey yine kadınlar. Kadınlar dünyanın en yoksulları ve mülksüzleri.

Kapitalizm, kadınların emeklerini ve bedenlerini sömürerek varlığını sürdürmeye çalışıyor. Sermaye, iktidar ve erkek egemen aile iş birliği ile kadın hayatlarına el konuluyor.

Ekonomik krizin her geçen gün ağırlaştığı yoksulluk koşullarında, ailenin ve hanenin tüm ihtiyaçlarını karşılamak sorumluluğu kadınlara yükleniyor.

Kadınlar, ücretli bir işte çalışsalar da çalışmasalar da çifte sömürüye maruz bırakılarak, kendilerine dayatılan toplumsal yeniden üretime çok yoğun bir karşılıksız emek harcamak zorunda bırakılıyor.

Hayatta kalmaya bile yetmeyecek ücretler, kadınların karşılıksız ev içi emeği sayesinde ailenin ayakta kalabilmesini sağlarken çocuk, hasta ve yaşlı bakımı yine kadınlara düşüyor.

Kadınlar eve giren kıt kanaat bir ücretle, gıda maddelerini en ucuza ve sağlıklı şekilde bulmak, geçimlik maddeleri evde üretmek, aileyi beslemek, çocukların ihtiyaçlarını en ucuza sağlamaya çalışmak gibi onlarca konuda, akıl almaz boyutta bir bakım emeğine mahkum ediliyor.

KADINLAR SAVAŞ İSTEMİYOR

Savaş, pandemi, ekonomik kriz gibi toplumsal krizi derinleştiren koşullar, kadınlara daha çok şiddet olarak geri dönüyor. Göçmen kadınlar çok daha ağır bir ayrımcılığa uğruyor.

Savaşta kadına yönelik şiddet ve tecavüzler, barış denilen zamanlarda kadına yönelik şiddet meşru addedildiği, erkeklik, kadına yönelik bu şiddet-tahakküm ve el koyma ilişkisi üzerinden biçimlediği için mümkün olabiliyor.

Savaşı da karakterize eden erkek şiddeti ile günlük hayatta ve barış denen ( aslında kadınlara karşı savaşın sürdüğü) zamanlardaki erkek şiddeti arasındaki bağlantı kurulabildiği ölçüde, savaşın erkekliğin, silah ve bombayla meşrulaşıp güçlenerek sürmesi olduğu hakikati de ortaya çıkıyor.

Kadınlar olarak hem Ukrayna’da diğer çatışma alanlarında Ülkemizde de on yıllardır süren savaş ve çatışmalı ortama, yükselen ırkçlık milliyetçilik ve militarizme sesimizi yükseltiyoruz.

İktidarın uyguladığı politikaların bedeli hayatımızdır.

Erkek şiddetini önleyici politikaları hayata geçirmek mümkünken, gerici dinci baskı rejiminin teminatı olarak gördüğü muhafazakâr erkek egemen aileyi güçlendirme politikalarını kadınların hayatı pahasına uyguluyor.

Kadın düşmanlığı, siyasi iktidarın tüm politikalarına sinmiş durumda. İktidar temsilcilerinin kadın ve LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemleri ve eylemleriyle, iyi hal indirimleri, cezasızlık politikaları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren uygulamalarla, kadınları koruyan 6284 yasasının uygulanmayışı ve İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshiyle, erkek şiddetinin ve kadın cinayetlerinin önünü açıyor. Ancak kadın düşmanlarına bu da yetmiyor Kadınların kazanılmış haklarına göz dikilerek, 5. ve 6. yargı paketiyle nafaka hakkı gasp edilmek isteniyor.

Haklarını ve yaşamlarını savunan kadınlara ise açıkça savaş ilan edilerek, devlet şiddetiyle karşılık veriliyor.

Tüm bu saldırılar karşısında kadınlar haklarından da yaşamlarından da vazgeçmiyor, susmuyor, korkmuyor, itaat etmiyor!

8 Mart’ta kadınlara yöneltilen baskı ve şiddet ortamına karşı, kendi yolunu direnerek aşan kadın hareketinin başta İstanbul Taksim olmak üzere, ülkenin dört bir yanında sokaklarda, meydanlarda ve gecelerde verdiği fotoğraf umut ve güç veriyor.

Kadınlar, emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir diyerek ülkenin dört bir yanında mücadeleyi yükseltiyor, savaşa ve yoksulluğa karşı isyanı büyütüyor, Kazdağları’ndan Bergama’ya Gerze’den Tavşanlı’ya ekoloji direnişlerinin, Farplas’tan Alpin Çorap’a Pas South’tan Migros’a ve daha birçok işçi direnişinde direnişin en ön saflarında yer alıyor. Kadınların haklı, meşru ve kararlı mücadelesi, emek ve demokrasi mücadelesine ön açıyor, yol gösteriyor.

Bugün burada, yüksek sesle haykırıyoruz

Erkek egemen devletten, iktidardan ve erkeklerden alacaklıyız!

Şiddet ve göç anlamına gelen savaşlara, ücretli ve ücretsiz emek sömürüsüne, kadın yoksulluğuna, kazanılmış hakların gaspına sessiz kalmayacağız.

Savaşa karşı barışı savunuyoruz!

İstanbul Sözleşmesi acilen tekrar imzalanmalı ve etkin şekilde uygulanmalıdır!

Kadın cinayetlerini ve erkek şiddetini önleme merkezleri, toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri, kreşler, hasta ve yaşlı bakım evleri, Eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve güvenceli yaşam koşulları için mücadeleye devam edeceğiz.

Yaşasın 8 Mart

Yaşasın Kadın Dayanışması

 

Demokrasi için Birlik


DEMOKRASİ KÜRSÜSÜ – KADIKÖY

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu