thumb image

Gündem

YENİ ANAYASA

Rıza Türmen‘in yeni anayasa tartışmalarına katkı veren çalışması Yeni Anayasa iki bölüm olarak  T24‘de* yayınlandı. Her iki yazıyı birlikte görüşlerinize sunuyoruz.

Yeni anayasa (I)

Türkiye’yi yeni bir anayasa yolculuğu bekliyor. Türkiye’nin demokrasiyle olan ilişkisini koparıp otoriter bir rejime geçişi nasıl bir anayasa değişikliğiyle olmuşsa, içinde bulunduğumuz bu rejimden çıkarak demokrasiye dönüşümüz için de bir anayasa değişikliğine ya da yeni bir anayasaya gereksinim var. TBMM’de yeni bir iktidarın anayasayı değiştirmek için yeterli sayıya sahip olup olamayacağının yanıtını şimdiden vermek olanaksız. Ama yeterli çoğunluk olacakmış gibi hareket etmek ve hazırlıklı olmak, toplumun da rızasını almak herhalde doğru bir yaklaşım olacak.

Yeni anayasa ya da anayasa değişiklikleri iki amacı gerçekleştirmeye yönelecek: Demokrasinin yeniden inşası ve kutuplaşmayı sona erdirerek toplumsal uzlaşı sağlanması. Bu iki amacın gerçekleşmesi ve bir ortak hareket noktası bulabilmek için bazı ön koşullar üzerinde geniş bir toplumsal anlaşmaya gereksinim var:

  1. Farklılıklarımızın kabulü ve her birimizin farklılıklarımızla birlikte kamusal alanda eşit yurttaş olarak var olma hakkımızın bulunduğu üzerinde mutabakat sağlanması. Bütün kimliklere aynı derecede saygı gösterilmesi.
  2. Ortak hareket noktası olarak demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı gibi evrensel değerlerin kabul edilmesi. Evrensel değerlerin “dış güçler” tarafından Türkiye’yi bölmek ya da aile yapısını bozmak gibi amaçlarla kullanıldığı gibi varsayımlardan vazgeçilmesi.
  3. Kendine dayatılan doğruları sorgusuz sualsiz kabul eden tek tip bir insan, tek tip bir toplum yaratma çabalarından vazgeçilmesi. Onun yerine farklılıklardan oluşan, farklı düşüncelere, farklı dünya görüşlerine yer açan bir toplumda birlikte yaşama yollarının aranması.

Türkiye gibi toplumun iyice kutuplaştığı, iktidar tarafından toplumun yarısının öteki yarısına düşman olarak gösterildiği, yığınların düşünmeden liderlerin doğrularını benimsedikleri bir toplumda, bu ön koşulların kabulünün bir zihinsel değişim gerektirdiği açıktır. Bu zihinsel değişime siyasetçilerin önderlik etmesi, değişimin onlardan başlaması önem taşımakta.

Türkiye, anayasacılık bakımından zengin bir deneyime sahip. 2011-2013 yılları arasında çalışan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun anayasa yapımı yöntemleri önceki anayasa yapım yöntemlerinden çok farklı özellikler taşır. Bu bakımdan üzerinde durmaya değer. Bu süreçten çıkarılacak dersler önümüzdeki sürece de ışık tutacaktır.

Bir kere, benim de üyesi olduğum Anayasa Uzlaşma Komisyonu, TBMM’de grubu bulunan dört partinin eşit sayıda, üçer temsilcisinden oluşan demokratik bir yapıya sahipti. Komisyon demokratik bir anayasa için yapım sürecine halkın katılımının sağlanmasının öneminin bilincindeydi. Nasıl ki Komisyon, çalışmaya başladığı Ekim 2011’den Nisan 2012’ye dek sivil toplumun görüşlerini aldı. Bunun için değişik yöntemler kullandı. Önce yazılı görüşlerin bildirilebileceği bir web-sitesi açtı. İkinci olarak da sivil toplumun sözlü görüşlerini üç alt komite kurarak dinledi. Üçüncü olarak, her hafta sonu bir bölgede toplantılar yaparak halkın görüşlerini öğrendi. Bu toplantılarda toplumun her kesiminden gelen insanlar bir otelin büyük bir salonunda 6-8 kişilik masalarda oturuyorlar ve sahnede toplantıyı yöneten kişinin sorduğu sorulara tartışarak yanıt oluşturuyorlardı. Her masada tartışmayı yöneten profesyonel bir moderatör bulunuyordu. Bunların dışında üniversiteler, meslek kuruluşları, sendikalar, vakıflar gibi kuruluşlardan gelen görüşler vardı. Bütün bunlar Komisyon’un elinde önemli bir veri tabanı oluşturdu. Ne var ki bu veri tabanının analizi yapılmadı. Yazım aşamasında, siyasal partilerin görüşleri sürece egemen oldu. Halktan gelen görüşler bir yana bırakıldı. Bu veri tabanıyla yazım süreci arasında ilişki kurulmadı. Bu ilişkinin eksikliği özellikle müzakereler tıkandığı zaman hissedildi.

Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarını düzenleyen “çalışma usulleri” başlıklı belgeye göre, Komisyon çalışmalarının birinci aşaması veri toplama ve değerlendirme, ikinci aşaması ise ilkelerin oluşturulması olacaktı. Oysa zaman darlığı nedeniyle bu ikinci aşama hiçbir zaman gerçekleşmedi. Verilerin toplanması sona erince doğrudan yazıma geçildi. Ancak temel ilkeler üzerinde önceden bir anlaşma sağlanamadığından ilkesel görüş ayrılıkları yazım sırasında su yüzüne çıktı ve sürecin tıkanmasında önemli bir etken oldu. Ama sürecin tıkanmasının en büyük nedeni AKP’nin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini önermesiydi.

Anayasa maddelerinin yazımına geçmeden bir ilkeler bildirisi üzerinde anlaşma sağlanmasının ne denli önemli olduğunu Güney Afrika Anayasası’nın yapım sürecinde görüyoruz.

Güney Afrika Anayasası, 1989-1996 yılları arasında, yedi yıllık bir çalışmanın ürünü. 1993’te varılan anlaşma bağlayıcı ilkeleri de içeriyordu. İlginç olan yanı şuydu: Nihai anayasa metninin ilkelerle uyum içinde olup olmadığına Anayasa Mahkemesi karar verecekti. Nasıl ki 1996’da nihai bir metin ortaya çıktığında, Anayasa Mahkemesi bu metni inceledi ve ilkeler bildirisiyle uyum içinde olmadığı sonucuna vardığı maddeleri Meclis’e geri gönderdi. Meclis’te gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra Anayasa Mahkemesi onay verdi.

Demokratik bir anayasa sürecine ilişkin dünyada pek çok örnek var. Bu konudaki en son örneklerden bir Şili’deki anayasa yapımı. Şili’de yeni bir anayasayı tetikleyen sosyal adaletsizliğe karşı yapılan eylemler ve bunun sorumlusu olarak Pinochet anayasasının gösterilmesi.

İlk aşamada 2020 yılında yapılan halk oylamasıyla seçmene yeni bir anayasa isteyip istemediği, istiyorsa yeni bir anayasayı nasıl bir organ yazmalı soruları soruldu. Halk oylaması sonucunda 155 kişilik bir Kurucu Meclis seçildi. Kurucu Meclis’e seçilenlerin çoğunluğu bağımsız adaylar. Böylece siyasal partiler geri planda kaldı. Ayrıca, Kurucu Meclis kadın-erkek eşitliğine yer vermesi ve  Şili’deki yerli halkların temsilini sağlayan çoğulcu bir yapıya sahip olması bakımlarından dikkati çekiyor. Kurucu Meclis’in kabul ettiği anayasa ayrıca referanduma sunulacak.

Anayasanın demokratik olması yapım sürecinin demokratik olmasına bağlı. Bunun için halkın sürece katılması büyük önem taşıyor. Halkın benimsemediği bir anayasa uzun ömürlü olmayacağı gibi meşruiyeti de tartışmaya açık hale geliyor Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine yol açan ve toplumun yarısının reddettiği anayasa değişiklikleri, referandumdaki usulsüzlüklerin yanında bir de üzerinde toplumsal mutabakat olmadığı için uzun ömürlü olmayacağı belliydi.

Türkiye’de seçimlerden sonra yeni bir demokratik anayasa yapılırken, anayasa uzmanlarının bir odada toplanıp metin hazırlamaları, bu metin sonradan referanduma sunulacak olsa da, yeterli değil. Aynı zamanda şu soruların yanıtlanması gerekiyor: Anayasa’nın hazırlanmasına halkın katılımı nasıl sağlanacak? Anayasa’nın dayanacağı temel ilkeler üzerinde mutabakat sağlayacak bir ilkeler bildirisi hazırlanacak mı? Ayrıca, yamalı bohçaya dönen 1982 Anayasası’ndan kurtulmak için yeni bir anayasa istiyor muyuz? İstiyorsak Şili’de olduğu gibi bir kurucu meclis gerekmez mi? Yoksa sadece Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin hükümleri değiştirip 1982 Anayasa’sı ile yaşamaya devam mı edeceğiz?

Bu soruların halka sorulması ve kamuoyunda tartışılması zamanı gelmiştir.

Yeni Anayasa (II): İlkeler

Anayasalar bir yandan devletin temel yapısını kuran, öbür yandan devlet ile birey arasındaki ilişkiyi tanımlayan belgelerdir. Türkiye’de seçimlerden sonra yeni ve gerçek bir demokratik rejime geçilecekse yeni bir anayasa yapımına gidilmesi kaçınılmaz. Askeri yönetimin ürünü olan 1982 Anayasası ne denli değiştirilirse değiştirilsin, toplumu içine soktuğu cenderenin izlerini hala taşımakta. Bunun üstüne Türkiye’nin demokrasiyle olan bütün bağlarını koparan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi monte edildi. Aslında 1980 darbesi rejimi ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurduğu rejim birbirlerini tamamlayan nitelikte. O nedenle 1982 Anayasası ile bu anayasanın bir bölümünü oluşturan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi arasında bir kan uyuşmazlığı yok.

2023 seçimleriyle gerçekleşecek bir iktidar değişikliği demokratikleşmeye yol açacaksa, sadece Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden değil, 1982 Anayasası’ndan da kurtulmak gerekir. Bunun için yeni bir anayasaya gereksinim var. Türkiye’de sistemin bütün kurumlarıyla büyük bir çöküş içine girmesi yeni bir demokrasinin, yeni bir Türkiye’nin kurulması için fırsat yaratıyor. İçinde bulunduğumuz bu büyük karanlıktan ancak yeni bir güneşin doğmasıyla kurtulabiliriz. O nedenle yeni bir anayasanın “nasıl bir Türkiye, nasıl bir demokrasi?” sorularını yanıtlaması, bir yandan yeni bir demokrasiyi kurarken, öbür yandan yeni bir toplumsal sözleşme, yeni bir toplumsal uzlaşı sağlaması gerekir.

Aşağıdaki ilkeler bu amaca yönelmiş bir tartışma zemini oluşturmak için yapılan önerilerdir:

Yeni bir Anayasa’ya biçim verecek ilkeler:

İlkeler arasında bir öncelik sırası gözetilmemiştir. Hepsi aynı derecede önemlidir:

1. Katılımcılık

Yeni anayasa halkın siyasete, karar mekanizmalarına aktif olarak katılmasına olanak sağlayacak bir anayasa olmalı. Temsili demokrasilerde bireyin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması yeterli görülür. Bunun iktidarı sınırlamak, bireyi iktidarı karşı korumak gibi önemli bir işlevi vardır. Her demokraside bu güvence bulunmalı. Temel hak ve özgürlüklerin iktidara karşı korunması, iktidara rıza göstermeyi, iktidarın meşruiyetini sağlar ama katılımı sağlamaz. Katılımcı bir demokraside, iktidara rıza göstermenin ötesinde, halkın iktidarın kullanılmasına katılması söz konusu.

Bu amaçla yeni anayasada “katılım hakları” başlığı altında yeni bir hak kategorisi yer almalı. Bu başlık altında halkın belirli sayıda imza toplayarak Meclis’in gündemine gündem maddesi önermesi, yasa teklifi getirmesi, yasaların müzakeresine katılması, Meclis’ten çıkan yasaları referanduma götürmesi gibi haklar düzenlenmeli. Katılım haklarının anlamlı olması için imza sayısı eşiğinin fazla yüksek olmaması gerekir.

2. Müzakerecilik

Demokrasiyle yönetilen bir ülkede kararlar ve hükümetin siyaseti ancak özgür ve eşit yurttaşlarla yapılan müzakere sonucu meşruiyet kazanır. Örneğin, bir termik ya da nükleer santral kurulmadan önce, orada yaşayan vatandaşların görüşleri alınmalı, özgür bir tartışma yapılmalı. Bunun için her şeyden önce ifade özgürlüğünün bulunması gerekir. Müzakere her karar üzerinde bir “konsesus” bulunması anlamı taşımaz. Ama yurttaşların o konu üzerinde bir karara varmak amacıyla serbestçe görüşlerini ifade edebilmeleri anlamını taşır. Yurttaşların bir kamusal alanda bir araya gelerek ortak sorunlar üzerinde tartışmaları ve bir karara varmalarıyla demokrasi gerçek ifadesini bulur.

3. Yerel Demokrasi

Temsili demokraside temsil katılımın yerine geçmekte. Oysa katılımcı demokraside, insanlar yerelde kendi yaşamlarına ilişkin kararları doğrudan kendileri alırlar. Bunun için merkezin yetkilerini yerel yönetimlere devretmesi ve yerelde insanların örgütlenmesini ve karar almasını sağlayacak mekanizmaların kurulması gerekir. Bu amaçla yeni anayasada merkez-yerel ilişkisinin yeniden tanımlanmalı ve anayasaya ademi merkeziyetçi bir anlayış egemen olmalı. Aynı zamanda yerelde katılımcılığı sağlayacak kurumlar kurulmalı. Sivil toplumla yakın bir işbirliği yapılmalı.

4. Eşitlik ve Özgürlük

Bu iki kavram birbirleriyle yakından bağlantılı. Bir toplumda tahakküm ilişkilerine son vermeden, erkeğin kadın üzerindeki, bir etnik, dinsel ya da cinsel grubun başka bir etnik, dinsel ya da cinsel grup üzerindeki, çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümüne son vermeden özgürlük sağlanamaz.
Eşitliğin birçok anlamı var. Fırsat eşitliği, yasalar önünde eşitlik, toplumsal eşitlik, hak talebinde bulunma eşitliği gibi. Ayrımcılığa son verilmesi, eşitliğin sağlandığı anlamına gelmez. Eşitliği sağlamak için devletin ayrıca önlem alması gerekir. Bu konuda devletin bir pozitif yükümlülüğü bulunmakta. Yeni anayasada bu ilkeleri somutlaştıran hükümlere yer verilmeli.
5. Saydamlık

Yönetimler için geçerli olan bu ilke hesap vermeyi de kapsar. Saydamlığın ve hesap verilebilirliğin geçerli olduğu demokrasiler, yolsuzluklara, rüşvete karşı korunur. Bu ilkeler ülkeyi yönetenlerin sorumluluklarını yerine getirdiklerini halkın gözü önüne sermelerini sağlar. Demokrasilerin içeriden çürümesini önler. Yeni anayasada bu ilkeleri yaşama geçiren etkili önlemler yer almalı.

6. İktidarın Paylaşılması

AKP iktidarı döneminde demokrasiden uzaklaşılmasının en önemli nedeni iktidarın tek bir elde toplanması ve bunu sınırlandıran denge-denetim mekanizmalarının bulunmaması. Demokrasiye geçmek ve demokratik bir toplum yaratmak için bunun tam tersini yapmak gerekir. Yani iktidarın yatay ve dikey paylaşımı ile denge-denetim mekanizmalarının yerine konulması gerekir. İktidarın yatay paylaşımı kuvvetler ayrılığı ile gerçekleşir. Bağımsız yargı, yürütmeyi denetleyen bir parlamento, özgür basın yatay paylaşımın temel direkleri. Dikey paylaşım ise, iktidarın merkez ve yerel yönetimler arasındaki paylaşımı şeklinde gerçekleşir.

Türkiye gibi etnik, dinsel çizgilerle bölünmüş toplumlarda ise anayasa bu bölünmeyi ortadan kaldıracak, kutuplaşmaya son verecek araçlar içerebilirler. Bunlardan en önemlisi siyaset bilimci Arendt Lijphart’ın “ortaklıkçı demokrasi” önerisi. Değişik varyantları bulunmasına karşın, Lijphart’ın önerisi temelde yürütüme içinde bir iktidar paylaşımını öngören oldukça radikal bir öneri. Buna göre parlamentoda azınlıkta olan partilere, meclisteki sandalye sayılarıyla orantılı olarak, kabinede temsillerini sağlayacak bir kontenjan ayrılabilir. Böylece yürütme çok daha kapsayıcı bir nitelik kazanır. Alınacak kararlar da geniş bir uzlaşıya dayanır. Bu toplum içinde de bir uzlaşının doğmasına yol açar. Bu önerinin uygulanması için Lijphart’ın gerekli gördüğü koşullar, seçimlerde nisbi temsil sisteminin yürürlükte olması ve yerelde özerkliğin kabul edilmesi.

7. Çoğulculuk

Demokrasilerde her birey farklılığı ile birlikte kamusal alanda eşit olarak var olabilmelidir. Farklılıkları ortadan kaldırarak tek tip bir toplum yaratmak otoriter yönetimlere aittir. Demokrasilerde siyasetin amacı farklılıkların ortadan kaldırılması değil, farklılıkları korumaktır. “Biz” ve “onlar” demokrasilerde her zaman olacaktır. “Onlar”sız bir “biz” yaratmak, demokrasiyle bağdaşmaz. Böyle bir karşıtlık olacaksa, Türkiye’de kutuplaşmayı nasıl ortadan kaldıracağız? Nasıl bir toplumsal uzlaşma sağlayacağız?

Bu soruyu yanıtlamak için siyaset bilimci Chantal Mouffe’nın “agonizma” ve “antagonizma” ayrımına gitmek gerekir. Buna göre çoğulcu demokrasilerin özelliği farklı düşünceler arasındaki çatışmanın tanınması ve meşrulaştırılmasıdır. “Biz” gibi olmayanlar, “biz” gibi düşünmeyenler yok edilmesi gereken düşmanlar değil, düşüncelerine karşı mücadele edilmesi gereken ancak bu düşünceleri savunma hakkına saygı gösterilen muhalifler olarak görülmeli. Önemli olan çatışmanın “antagonizma” (düşmanlar arasındaki mücadele) değil, “agonizma” (muhalifler arasında mücadele) biçimini alması. Bu ilke üzerinde yeni bir anayasada mutabakata varılması gerekir.

8. Laiklik

Dinin devlet işlerinden, siyasetten ayrılmasını öngören laiklik, AİHM’in birçok kararında belirtildiği gibi, demokrasiyle uyum içinde olan bir ilke. Laiklik tek başına demokrasi için yeterli değil. Laik bir devlet olup demokratik bir devlet olmamak olanağı var. Ama laiklik ya da sekülerlik demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru. Laiklik salt din-devlet ayrımının ötesine geçer. Bir değerler sistemini içerir. Laiklik aynı zamanda inanç özgürlüğünün bekçisidir. Bireyi dinsel baskılara karşı korur. Laiklik, devletin bütün dinler, inançlar karşısında tarafsız olmasını, eşit uzaklıkta durmasını öngörür. Bu aynı zamanda inançlar arasındaki eşitliği ve değişik din ve inançların bir arada var olmasını, çoğulculuğu sağlar.

Bu ilkeler ışığında yeni anayasada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işlevi yeniden düzenlenmeli ve zorunlu din dersi gibi laiklikle bağdaşmayan hükümler ayıklanmalı.

9. Sosyal Devlet

Türkiye içinde bulunduğu derin ekonomik krizden çıkmak, gelir dağılımındaki büyük adaletsizlikleri önlemek için sosyal devleti kurmak zorundadır. Başka ülkelerdeki deneyimler, yerel demokrasinin güçlendirildiği ve katılımcı demokrasinin uygulandığı yerlerde gelir dağılımındaki adaletsizliğin büyük ölçüde giderildiğini göstermekte.

Yeni anayasada yoksul olmamanın bir anayasal hak olarak yer alması ve yoksullukla mücadelenin “hayırseverlik” ekseninden çıkarılarak devletin ana görevine dönüştürülmesi önem taşımakta. Bu bağlamda yoksullukla mücadele yöntemi olarak temel gelir uygulaması üzerinde düşünülmeli.
Ayrıca, yeni anayasada emekçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkı önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin hükümlerin bulunmalı gerekli.

10. Hukuk Devleti

Dünya Adalet Projesi adlı sivil toplum kuruluşunun 2020 yılı için yayımladığı Hukuk Devleti Endeksi’nde Türkiye, 128 devlet arasında 107. sırada yer alıyor.

Hukuk devletinin temel unsurları kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargı bağımsızlığı. Bu iki unsur da Türkiye’de geçerli değil.

Yeni anayasada yargının yürütme karşısında bağımsızlığını sağlayacak önlemlere yer verilmesi büyük bir önem taşıyor. Bunun için önce yargı bağımsızlığının anahtarı olan HSK’nın bağımsızlığın sağlanması, HSK üyelerinin seçim yönteminin buna göre değiştirilmesi, Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın HSK üyesi olmamalarının sağlanması gerekir. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde yürütmenin rolü kaldırılmalı, yargıç ve savcıların denetimi bağımsız kişilerce yapılmalı, yargıç ve savcıların nakilleri, terfileri, tayinleri onlara karşı bir tehdit niteliği taşımamalıdır.
Hukuk devletine ilişkin başka sorunlar da var. AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması, yargı denetimi dışında kalan idarenin işlemlerinin uzun listesi, tarikat ve cemaatlerin yargı üzerindeki etkileri, sulh ceza hakimliklerinin yol açtığı sorunlar, tutuklamanın bir cezalandırma niteliği taşıması bu sorunlardan bazıları. Bütün bu sorunların anayasada çözümlenmesi beklenemez. Ama yeni anayasa bu sorunların çözümüne yol açacak ilkeleri içerebilir.

Yukardaki liste elbette sayılan ilkelerle sınırlı değil. Başka ilkeler de eklenebilir. Önemli olan bu ilkelerin yeni bir Türkiye, yeni bir demokrasi inşasına yönelmesi, siyasal alanda bir zihinsel değişime yol açması, halkı siyasetin aktörü yapması. O nedenle yeni bir anayasa yapımına geçmeden önce, toplumun bütün katmanları arasında ilkeler üzerinde geniş bir mutabakat sağlayarak “nasıl bir Türkiye, nasıl bir anayasa?” sorularına yanıt bulunması yerinde olacak.

https://t24.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yeni-anayasa-i,36243 

   https://t24.com.tr/yazarlar/riza-turmen/yeni-anayasa-ii-ilkeler,36336

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK

Demokrasi İçin Birlik; katılımcı ve çoğulcu yeni bir demokrasiyi, her türlü farklılığın tanındığı ve bu farklılıkların kamusal alanda yer bulduğu bir demokratik yaşamı hedefleyen, herkesin eşit ve çoğulcu bir anlayışla katıldığı, hiçbir siyasi görüş ya da partinin şemsiyesi altında olmayan bir birlik hareketidir.

BİZE ULAŞIN

[email protected]
www.demokrasiicinbirlik.com

© 2017 DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK. Her Hakkı Saklıdır. dibNot | Demokrasi Sayacı | Demokrasi Forumu